ABD Başkanı Donald Trump, ülkede doğan herkese otomatik vatandaşlık veren doğuştan vatandaşlık kuralını yeniden gündeme taşıdı. Trump yönetimi, konuyu ABD Yargıtayı'na taşıyarak yüksek mahkemeden acil müdahale talep etti. Bu hamle, Yargıtay'ın sadece iki hafta önce doğuştan vatandaşlığın anayasal bir hak olduğunu teyit eden kararının hemen ardından geldi. Beyaz Saray, bu uzun vadeli hukuki mücadelede son çare olarak Yargıtay'a başvurduğunu açıkladı. Hukukçular, Trump'ın bu girişiminin başarı şansının düşük olduğunu, çünkü Yargıtay'ın 1898 tarihli önemli bir emsal kararına dayanarak bu hakkı daha önce onayladığını belirtiyor. Ancak Trump, göçmenlik karşıtı politikalarının bir parçası olarak bu konuyu ısrarla gündemde tutuyor.
Doğuştan vatandaşlık tartışması ve hukuki arka plan
Doğuştan vatandaşlık (jus soli), ABD Anayasası'nın 14. Ek Maddesi'nde düzenleniyor. Bu maddeye göre, ABD'de doğan herkes, ebeveynlerinin vatandaşlık statüsüne bakılmaksızın ABD vatandaşı oluyor. Yargıtay, 1898'de United States v. Wong Kim Ark davasında bu prensibi onaylamıştı. Trump, 2017'de göreve geldiğinden beri bu kuralı kaldırmak veya sınırlamak için çaba gösteriyor. 2020'de bir başkanlık kararnamesiyle doğuştan vatandaşlığı daraltmaya çalıştı ancak federal mahkemeler bunu engelledi. Trump yönetimi, bu kez Yargıtay'ın konuyu yeniden değerlendirmesini istiyor. Adalet Bakanlığı, yaptığı başvuruda, Yargıtay'ın 1898 kararının sadece yasal göçmen çocukları için geçerli olduğunu, belgesiz göçmenlerin çocuklarını kapsamadığını ileri sürüyor. Hukuk uzmanları bu argümanın zayıf olduğunu, çünkü 14. Ek Madde'nin "yargı yetkisine tabi" olan herkesi kapsadığını, bunun da ABD'de doğan herkesi içerdiğini vurguluyor.
Siyasi ve toplumsal yankılar
Bu girişim, Trump'ın 2024 başkanlık seçimleri öncesinde göçmenlik karşıtı tabanını harekete geçirme çabası olarak yorumlanıyor. Demokratlar ve sivil toplum kuruluşları, hamleyi "anayasaya aykırı" ve "ayrımcı" olarak nitelendirdi. ACLU (Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği) yaptığı açıklamada, doğuştan vatandaşlığın ABD'nin temel değerlerinden biri olduğunu ve bu hakkın kısıtlanmasının milyonlarca çocuğu vatansız bırakabileceğini belirtti. Öte yandan, Trump destekçileri ve bazı muhafazakar çevreler, bu adımı "sınır güvenliği" ve "göçmenlik sisteminin reformu" için gerekli görüyor. Kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların yaklaşık üçte ikisinin doğuştan vatandaşlığı desteklediğini gösteriyor. Bu nedenle Trump'ın bu hamlesinin seçim stratejisinden ziyade ideolojik bir duruş olduğu düşünülüyor.
Küresel boyut ve benzer uygulamalar
Doğuştan vatandaşlık uygulaması dünyada sınırlı sayıda ülkede var. ABD, Kanada, Meksika ve bazı Latin Amerika ülkeleri bu prensibi benimserken, Avrupa ülkelerinin çoğu kan bağı esasına (jus sanguinis) dayanıyor. Trump'ın girişimi, uluslararası alanda da yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), vatansızlığın önlenmesi açısından doğuştan vatandaşlığın önemine dikkat çekti. Avrupa'da aşırı sağ partiler, benzer politikaları savunuyor ancak AB ülkelerinin çoğu mevcut sistemlerini değiştirmeye sıcak bakmıyor. Trump'ın bu hamlesi, uluslararası göç ve vatandaşlık konularında küresel bir tartışmayı da yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de ABD'nin göçmenlik politikalarındaki değişimler, Türkiye'nin de içinde bulunduğu küresel göç akışları üzerinde etkili olabilir. ABD'de doğuştan vatandaşlığın kaldırılması, Türk vatandaşlarının ABD'de doğan çocuklarının vatandaşlık haklarını kaybetmesine yol açabilir. Bu durum, Türkiye'den ABD'ye göç eden aileler için önemli bir belirsizlik yaratır. Ayrıca, Türkiye'de de zaman zaman gündeme gelen "vatandaşlık reformu" tartışmaları açısından, ABD örneği dikkatle izlenmelidir. Bölgesel olarak, Ortadoğu'da vatansızlık sorunu büyük bir insani kriz yaratırken; ABD'nin bu adımı, uluslararası toplumda vatandaşlık standartlarına ilişkin yeni tartışmalar başlatabilir. Türkiye'nin, kendi vatandaşlık politikasını oluştururken bu küresel eğilimleri göz önünde bulundurması gerekiyor.