ABD Yüksek Mahkemesi, 30 Haziran'da Başkan Donald Trump'ın doğumla vatandaşlık hakkını (birthright citizenship) sınırlama girişimini reddederek, Trump'ın imza anti-göçmenlik politikalarından birine darbe vurdu. Bu gelişme, Trump'ın başkanlığının ilk gününde imzaladığı ve ABD'de doğan herkesin otomatik vatandaşlık almasını engellemeyi amaçlayan başkanlık kararnamesinin ardından geldi. Kararname, özellikle belgesiz göçmenlerin çocuklarını hedef alıyordu. Mahkemenin kararı, Anayasa'nın 14. Ek Maddesi'nin açık hükmüne dayanıyor; bu madde, ABD'de doğan herkesin vatandaş olduğunu belirtiyor. Trump ise Twitter hesabından yaptığı açıklamada, 'Bu savaş daha bitmedi' diyerek mücadeleye devam edeceğini duyurdu.
Gelişmenin arka planı: Doğumla vatandaşlık hakkı nedir?
Doğumla vatandaşlık hakkı, ABD Anayasası'nın 14. Ek Maddesi ile güvence altına alınmıştır. Bu madde, 1868'de İç Savaş sonrasında özgürleşen kölelerin vatandaşlığını garanti altına almak için kabul edilmiştir. Maddeye göre, 'ABD'de doğan veya vatandaşlığa kabul edilen ve ABD'nin yargı yetkisine tabi olan herkes, ABD'nin ve yaşadıkları eyaletin vatandaşıdır.' Trump yönetimi, bu hükmün belgesiz göçmenlerin çocuklarını kapsamadığını savunuyordu. Ancak Yüksek Mahkeme, 1898'deki Wong Kim Ark davasında verilen emsal karara atıfta bulunarak, doğumla vatandaşlığın sadece diplomatların çocukları gibi belirli istisnalar dışında tüm doğanları kapsadığını teyit etti. Trump'ın kararnamesi, federal mahkemeler tarafından daha önce de geçici olarak durdurulmuştu. Yüksek Mahkeme'nin son kararı, bu durdurmayı kalıcı hale getirdi. Karar, 5-4 oyla alındı; muhafazakar yargıç Clarence Thomas ve Samuel Alito karşı oy kullandı.
Küresel boyut: Diğer ülkelerde doğumla vatandaşlık uygulamaları
Doğumla vatandaşlık hakkı, dünyada sadece birkaç ülkede bulunuyor. Çoğu ülke, vatandaşlığı kan bağına (jus sanguinis) dayandırıyor. ABD'nin yanı sıra Kanada, Meksika ve Brezilya gibi Amerika kıtasındaki birçok ülke doğumla vatandaşlık (jus soli) tanıyor. Avrupa ülkelerinin çoğu ise bu hakkı kısıtlı olarak uyguluyor. Trump'ın bu girişimi, ABD'nin göçmenlik politikalarında köklü bir değişiklik yapma hedefinin bir parçasıydı. Bununla birlikte, Yüksek Mahkeme'nin kararı, sadece ABD iç hukukunu değil, uluslararası hukukta da önemli bir emsal teşkil ediyor. Bu karar, diğer ülkelerdeki benzer tartışmaları da etkileyebilir. Trump'ın karara rağmen pes etmeyeceğini açıklaması, konunun seçim kampanyasında yeniden gündeme geleceğini gösteriyor. 2024 başkanlık seçimleri yaklaşırken, göçmenlik karşıtı söylemlerin yeniden alevlenmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için doğrudan bir yansıma yaratmasa da, ABD'nin göçmenlik politikalarındaki olası değişiklikler Türk vatandaşlarını etkileyebilir. ABD'de doğan Türk kökenli çocukların vatandaşlık hakları, bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Ayrıca, Trump'ın anti-göçmen politikaları, Türkiye'den ABD'ye yönelik beyin göçünü olumsuz etkileyebilir. Küresel ölçekte ise, ABD'nin bu kararı, uluslararası göç hukuku ve insan hakları bağlamında önemli bir emsal olarak duruyor. Türkiye, kendi göç politikalarını şekillendirirken bu tür gelişmeleri dikkate almalıdır.