Eski Başkan Donald Trump ve Senatör JD Vance, 2026 ara seçimleri için yürüttükleri kampanyada seçmenlere net bir mesaj veriyor: Cumhuriyetçilere oy verin yoksa 'delilerle' yaşamak zorunda kalırsınız. Bu söylem, partinin kendi politikalarını, özellikle de İran savaşını tartışmak yerine Demokrat alternatifi korku yoluyla kötülemeyi tercih ettiğini gösteriyor.
Korku Siyasetinin Arka Planı
Trump ve Vance'in kampanya stratejisi, seçmenleri Demokratların yönetimi altında kaos ve güvensizlik yaşanacağına inandırmaya dayanıyor. 'Deliler' ifadesi, Demokrat Parti'yi istikrarsız, aşırı ve tehlikeli olarak etiketlemeyi amaçlıyor. Bu dil, Trump'ın 2016 ve 2020 kampanyalarında da sıkça başvurduğu bir taktik. Ancak bu kez, parti içindeki birliği sağlamak ve ara seçimlerde Kongre kontrolünü kazanmak için daha da sertleştirilmiş durumda.
Kampanya sözcüleri, ekonomik verilerin ve ulusal güvenlik konularının Cumhuriyetçilerin lehine olduğunu savunuyor. Ancak partinin kendi politikaları arasında yer alan İran'a yönelik olası askeri müdahale, kamuoyunda derin bir rahatsızlık yaratıyor. Trump yönetiminin İran'a karşı sert tutumu, 2020'de Kasım Süleymani suikastıyla zirveye ulaşmıştı. Şimdi ise olası bir savaş senaryosu, seçmenlerin gündeminde ekonomi ve enflasyondan sonra ikinci sırada yer alıyor.
Demokratlar ise bu söylemi 'sorumluluktan kaçış' olarak nitelendiriyor. Temsilciler Meclisi'ndeki Demokrat liderler, Cumhuriyetçilerin seçmenlere somut çözümler sunmak yerine korkuya sığındığını belirtiyor. Son anketler, seçmenlerin yüzde 60'ının ülkenin yanlış yönde ilerlediğini düşündüğünü gösteriyor; bu da her iki partinin de kampanya stratejilerini gözden geçirmesine neden olabilir.
İran Savaşı Gölgesinde Seçim
Kampanya sürecinde İran konusu, Cumhuriyetçilerin kaçındığı bir başlık olarak öne çıkıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, İran'a yönelik olası bir askeri operasyonun 'masada olduğu' yineleniyor. Ancak ne Trump ne de Vance, kampanya mitinglerinde bu konuya doğrudan değiniyor. Bunun yerine, Demokratların 'zayıf' dış politikasının İran'ı cesaretlendirdiğini öne sürüyorlar.
Uzmanlar, İran savaşının ABD ekonomisi üzerindeki olası etkilerine dikkat çekiyor. Petrol fiyatlarında yaşanacak bir artış, zaten yüksek olan enflasyonu daha da körükleyebilir. Bu durum, seçmenlerin sandığa gitme motivasyonunu etkileyebilir. Cumhuriyetçi stratejistler, ekonomik kaygıların seçim sonuçlarını belirleyeceğini düşünüyor ve bu nedenle İran konusunu arka planda tutmayı tercih ediyor.
Öte yandan, Demokratlar da İran konusunda net bir pozisyon almakta zorlanıyor. Parti içinde, diplomasi yanlıları ile askeri müdahaleyi destekleyenler arasında bir bölünme yaşanıyor. Bu belirsizlik, Cumhuriyetçilerin 'deliler' söylemini güçlendirmesine zemin hazırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki ara seçim kampanyasının İran savaşı ekseninde şekillenmesi, Türkiye'nin bölgesel güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve ticaret yollarını doğrudan etkileyebilir. İran, Türkiye'nin önemli bir doğalgaz tedarikçisi; savaş durumunda bu akış kesintiye uğrayabilir. Ayrıca, milyonlarca İranlı mültecinin Türkiye sınırına yönelmesi riski var. Türkiye, denge politikası izleyerek hem ABD hem de İran ile ilişkilerini korumaya çalışsa da, savaşın tarafı olmaktan kaçınmak için diplomatik çözümlere ağırlık vermeli. Ara seçim sonuçları, ABD'nin İran politikasını da etkileyeceğinden, Ankara'nın gelişmeleri yakından takip etmesi gerekiyor.