11 Eylül 1973'te Şili, Salvador Allende'nin devrilmesiyle sonuçlanan askeri bir darbeye tanık oldu. Politik kutuplaşma, ekonomik çalkantı ve ABD baskısı ortamında gerçekleşen darbe, General Augusto Pinochet'nin 17 yıl sürecek diktatörlüğünün kapısını araladı. Bu olay, dünyanın başka bir 11 Eylül'ünü simgeliyor.
Darbenin Arka Planı
1970'te sosyalist Salvador Allende, demokratik seçimle iktidara geldi. Ancak ABD, Soğuk Savaş kaygılarıyla Allende'nin sosyalist politikalarına karşı çıktı. Ekonomik yaptırımlar ve gizli operasyonlarla Şili ekonomisi istikrarsızlaştırıldı. 1973'e gelindiğinde hiperenflasyon, gıda kıtlığı ve sokak çatışmaları ülkeyi kasıp kavuruyordu. Ordu içindeki muhalefet, ABD'nin desteğiyle darbe hazırlıkları yapıyordu.
11 Eylül sabahı, ordu birlikleri başkent Santiago'da yönetime el koydu. Allende, başkanlık sarayı La Moneda'da direniş gösterdi ancak öğleden sonra intihar ettiği açıklandı (bazı kaynaklar suikast olduğunu iddia eder). Darbe sonrası Pinochet liderliğindeki cunta yönetimi, muhalifleri sindirmek için geniş çaplı baskı başlattı; binlerce kişi tutuklandı, işkence gördü veya kaybedildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Şili darbesi, Latin Amerika'da ABD destekli darbeler zincirinin bir halkasıydı. 1964 Brezilya ve 1976 Arjantin darbeleri gibi, Soğuk Savaş'ta sol hareketleri bastırma amacı taşıyordu. ABD'nin rolü, 1975'te Senato'nun Church Komitesi raporuyla kısmen ortaya çıktı; belgeler ABD'nin darbe öncesi istikrarsızlaştırma çabalarını doğruladı. Pinochet rejimi, insan hakları ihlalleriyle uluslararası alanda kınandı; ancak ABD, anti-komünist duruşu nedeniyle desteğini sürdürdü. 1988 referandumuyla Pinochet iktidarı sona erdi ve 1990'da demokrasiye dönüldü.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Şili'deki 1973 darbesi, Türkiye'nin 1980 askeri darbesiyle benzerlikler taşır: her ikisi de Soğuk Savaş bağlamında sol hareketlere karşı yapıldı ve ABD'nin dolaylı desteğini aldı. Türkiye, Latin Amerika'daki bu tür müdahalelerden ders çıkararak demokrasisini güçlendirmeli ve dış müdahalelere karşı bağımsız politikalar geliştirmelidir. Ayrıca, insan hakları ihlalleri konusunda uluslararası standartlara bağlılık, Türkiye'nin küresel itibarını artırabilir.