NATO liderlerinin geçtiğimiz hafta Brüksel'de bir araya geldiği zirve, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna politikasında beklenmedik bir dönüş yapmasıyla sonuçlandı. Zirve öncesinde, Trump'ın Kiev'e yönelik askeri yardımı kesebileceği ve Avrupalı müttefikleri savunma harcamalarını artırmaya zorlayacağı yönündeki spekülasyonlar ittifak içinde yeni bir kriz havası yaratmıştı. Ancak toplantıda Trump'ın Ukrayna'ya silah sevkiyatına devam edileceğini açıklaması, hem NATO üyelerini hem de Kiev yönetimini rahatlattı. Zirve sonrasında yapılan ortak açıklamada, ittifakın Ukrayna'ya desteğinin süreceği vurgulanırken, Trump'ın “sevgi dolu bir atmosfer” ifadesi de basına yansıdı. Bu gelişme, NATO'nun iç dayanışmasını test eden bir dönemin ardından gelen kısmi bir rahatlama olarak değerlendiriliyor.
Trump'ın Ukrayna açılımının arka planı
Zirve öncesinde Trump'ın, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı telefon görüşmesinde, askeri yardım karşılığında Biden ailesine yönelik soruşturma talep ettiği iddiaları gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu nedenle NATO toplantısı, ABD'nin Ukrayna politikasının yeniden şekillenmesi açısından kritik önem taşıyordu. Avrupalı müttefikler, özellikle Almanya ve Fransa, Trump'ın bu tutumunun ittifakı zayıflatacağı endişesiyle zirveye hazırlanmıştı. Ancak Trump, toplantıda yaptığı konuşmada Ukrayna'nın egemenliğine desteğin süreceğini belirterek müttefikleri şaşırttı. Ayrıca, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma planlarından geçici olarak vazgeçtiğini ima eden sinyaller verdi. Bu durum, özellikle Doğu Avrupa ülkeleri için bir güvence olarak okundu. Polonya ve Baltık ülkeleri, Trump'ın açıklamalarını memnuniyetle karşılarken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de ittifakın birliğini koruduğunu vurguladı.
Trump'ın bu sürpriz dönüşü, Amerikan iç siyasetindeki baskılar ve Kongre'deki Demokratların Ukrayna yardımını durdurma girişimlerine karşı bir hamle olarak da yorumlanıyor. Zira ABD Başkanı, aynı hafta içinde Ukrayna'ya 250 milyon dolarlık yeni bir güvenlik yardım paketini onaylamıştı. Bu paket, Javelin tanksavar füzeleri ve keskin nişancı tüfekleri gibi öldürücü silahları içeriyor. Böylece Trump, bir yandan müttefikleri rahatlatırken diğer yandan da Ukrayna'daki Rusya yanlısı ayrılıkçılara karşı mücadelede Kiev'i destekleme konusundaki kararlılığını gösterdi.
NATO’nun geleceği ve Avrupa güvenliği
Zirve, NATO'nun 70. kuruluş yıldönümüne denk gelmesi nedeniyle de sembolik bir önem taşıyordu. Ancak son yıllarda ittifak, üyeler arasındaki savunma harcamaları anlaşmazlıkları ve Trump'ın NATO'nun “modası geçmiş” olduğu yönündeki söylemleriyle sarsılmıştı. Bu zirvede Trump'ın, Almanya'nın savunma harcamalarını GSYH'nin %2'sine çıkarmamasını sert bir dille eleştirmesi beklenirken, Ukrayna konusundaki yumuşak tutumu dikkat çekti. Avrupalı liderler, Trump'ın bu adımının ittifak içindeki güven bunalımını tamamen ortadan kaldırmasa da en azından bir süreliğine ertelediğini düşünüyor.
Öte yandan Rusya, NATO'nun genişlemesine ve Ukrayna'ya verilen desteğe karşı çıkarken, Moskova yönetimi Trump'ın tutumundaki bu değişikliği yakından izliyor. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, zirve kararlarının Rusya'nın güvenlik çıkarlarını tehdit ettiğini savunsa da, ABD'nin Kiev'e silah sevkiyatının durmayacak olması Ukrayna'daki çatışmanın seyrini etkileyebilir. Uzmanlar, Trump'ın bu hamlesinin Rusya'ya karşı caydırıcılığı artırdığını, ancak aynı zamanda Moskova ile diplomatik çözüm arayışlarını da zorlaştırabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO'nun Ukrayna politikasındaki bu gelişme, Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu da yakından ilgilendiriyor. Ankara, Ukrayna ile askeri ve ekonomik işbirliğini derinleştirirken, özellikle S-400 krizi nedeniyle ABD ile yaşadığı gerilim, NATO içinde Türkiye'yi zaman zaman zor durumda bırakıyor. Trump'ın Ukrayna'ya desteği sürdürmesi, Türkiye'nin Kiev ile olan ilişkilerine dolaylı olarak olumlu yansıyabilir. Ancak ABD'nin ittifak içindeki liderlik rolünü yeniden tesis etmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Suriye gibi konulardaki pozisyonunu güçlendirebilir. Öte yandan, NATO'nun iç dayanışmasının korunması, Ankara'nın güvenlik çıkarları açısından da kritik önem taşıyor.