Ocak 2025'te Beyaz Saray'a dönen Donald Trump, dış politika gündeminin ilk sıralarına Ukrayna savaşını hızlıca bitirmeyi koymuştu. Ancak ikinci döneminin ilk aylarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yeniden diyalog kanalları açmasına karşın, barış süreci beklenen ivmeyi kazanamadı. Trump'ın önceki yönetimden miras aldığı savaş, ABD'nin küresel liderlik iddiası için bir turnusol kâğıdına dönüşürken, başkanın tutarsız adımları hem Kiev'de hem de Avrupa başkentlerinde hayal kırıklığı yaratıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump, seçim kampanyası boyunca Ukrayna savaşını "24 saat içinde bitireceğini" söylemişti. Ocak 2025'te göreve başlar başlamaz eski istihbarat şefi Richard Grenell'i özel temsilci olarak atadı ve Moskova ile doğrudan temas kurdu. Ancak Putin'in ateşkes öncesi talepleri - özellikle işgal altındaki dört bölgenin Rus egemenliğinde tanınması ve Ukrayna'nın NATO üyeliğinden kalıcı olarak vazgeçmesi - Washington'da kabul görmedi. Eski Başkan Joe Biden döneminde Ukrayna'ya 175 milyar doları aşan askeri ve mali yardım yapılmıştı; Trump bu paketleri azaltma sinyali verse de Kongre'deki Cumhuriyetçi ve Demokrat kanatlar Kiev'e desteğin kesilmesine karşı çıktı.
Trump'ın ekibi, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'e doğrudan bir çağrı yaparak Rus işgali altındaki toprakların bir kısmından vazgeçmesi karşılığında güvenlik garantileri önerdi. Kiev ise 2022'deki Minsk benzeri bir donmuş çatışma tuzağına düşmek istemediğini belirterek bu öneriyi reddetti. Bu kriz, ABD-Rusya diyaloğunu da çıkmaza soktu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın barış girişimindeki başarısızlık, Avrupa'da ciddi bir güvenlik endişesine yol açtı. Almanya ve Fransa, Washington'un Kiev'e desteğinin zayıflaması halinde kendi savunma harcamalarını artırma kararı aldı. NATO'nun doğu kanadı Polonya ve Romanya, Rusya'nın olası bir saldırısına karşı alarm seviyesini yükseltti. Öte yandan ABD'nin Ukrayna'ya yönelik silah sevkiyatındaki yavaşlama, savaş alanında Rusya'ya avantaj sağladı. Moskova, doğu cephesinde Bahmut benzeri yıpratma taktiklerine devam ederken, enerji ambargosu Avrupa'yı zorlamayı sürdürüyor.
Küresel ölçekte, Trump'ın dalgalı politikası Çin ve Hindistan gibi ülkeleri cesaretlendirdi. Pekin, Rusya ile ticari bağlarını artırırken, Yeni Delhi Rus petrolü almaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Ukrayna lehine verilen oyların sayısı düşerken, küresel Güney ülkelerinin çoğu bu savaşı "Batı'nın sorunu" olarak görmeye başladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Karadeniz güvenliği ve tahıl koridoru girişimleri açısından kritik. Ankara, 2022'den beri arabuluculuk rolü oynuyor, ancak Trump'ın tutarsız politikası bu dengeyi zorlaştırabilir. Rusya'nın Ukrayna'da kazanım elde etmesi, Karadeniz'de Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni zayıflatabilir. Ayrıca ABD'nin bölgeden çekilme sinyali, Türkiye'yi NATO içinde daha aktif bir rol üstlenmeye itebilir. Ekonomik olarak, savaşın uzaması Türkiye'nin enerji maliyetlerini artıracak ve Rus turizm gelirlerini riske atacaktır. Ankara, hem Kiev hem Moskova ile dengeli ilişkisini sürdürmeye çalışırken, Trump'ın barış çabalarındaki başarısızlığı Türk dış politikasını daha da kritik bir kavşağa getiriyor.