ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Geçici Koruma Statüsü (TPS) kapsamındaki Etiyopyalı göçmenlerin korumalarını resmen iptal etti. Bu kararla birlikte, ülkede yasa dışı statüde yaşayan 1 milyondan fazla Etiyopyalı göçmen için sınır dışı edilme süreci başlamış oldu. TPS, savaş, doğal afet veya olağanüstü durumlar nedeniyle ülkelerine dönemeyen göçmenlere geçici olarak ABD'de kalma hakkı tanıyan bir statü olarak biliniyor. Etiyopya için bu statünün sonlandırılması, Trump yönetiminin göç politikalarındaki sert tutumunun bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) Salı günü yaptığı açıklamada, Etiyopya'nın TPS statüsünün 26 Ağustos 2025 tarihinde sona ereceğini duyurdu. Bu tarihten itibaren, yaklaşık 1.2 milyon Etiyopyalı göçmenin ülkeyi terk etmesi gerekecek. Etiyopya, 2021 yılından bu yana TPS kapsamındaydı; ülkedeki iç çatışmalar ve insani kriz nedeniyle bu statü verilmişti. Ancak DHS, Etiyopya'daki durumun iyileştiği gerekçesiyle bu statünün yenilenmeyeceğini açıkladı. Bu karar, göçmen hakları savunucularının tepkisini çekerken, özellikle sağlık sektöründe çalışan binlerce Etiyopyalı göçmenin ABD'deki iş gücünde önemli bir yere sahip olduğu belirtiliyor.
Trump yönetimi, TPS statüsünü düzenli olarak gözden geçirerek, ülke koşullarının iyileştiğini düşündüğü ülkeler için bu korumayı kaldırıyor. Bu kapsamda, daha önce Sudan, Güney Sudan, Honduras, El Salvador ve Haiti gibi ülkeler de benzer kararlarla karşı karşıya kalmıştı. Ancak bu kararların çoğu, federal mahkemelerde dava edilmiş ve bazıları engellenmişti. Etiyopya kararı da hukuki süreçlerden geçecek gibi görünüyor.
Uzmanlar, bu kararın arkasında yalnızca göçmenlik politikalarının değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerin de etkili olduğunu belirtiyor. ABD'nin Afrika Boynuzu'ndaki stratejik çıkarları, Etiyopya'nın Mısır ile Nil Nehri konusundaki anlaşmazlıkları ve bölgedeki güvenlik dinamikleri, bu kararın alınmasında rol oynayabilir. Ancak DHS yetkilileri, bu tür değerlendirmelerin yalnızca ülke koşullarına dayandığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Etiyopya'nın TPS statüsünün iptali, yalnızca ABD'deki Etiyopyalı göçmenleri değil, aynı zamanda dünya genelindeki göç politikalarını da etkileyebilir. Afrika Boynuzu'nda yaşanan çatışmalar ve kuraklık, bölgedeki göç hareketlerini tetiklerken, ABD'nin bu kararı diğer ülkelere de örnek teşkil edebilir. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer gelişmiş ülkeler, benzer statüleri sonlandırma konusunda baskı altında. Bu durum, küresel göç krizinin daha da derinleşmesine yol açabilir.
Öte yandan, Trump yönetiminin TPS iptalleri, ABD'de yaşayan yaklaşık 1.2 milyon göçmenin geleceğini belirsizleştiriyor. Etiyopya'nın ardından, benzer statüye sahip diğer ülkelerin de sırada olduğu belirtiliyor. Özellikle, Yemen, Somali ve Suriye gibi çatışma bölgelerindeki ülkelerin TPS statüleri yakından takip ediliyor. Ancak bu ülkelerdeki güvenlik durumunun kötüleşmesi, kararın ertelenmesine veya yenilenmesine neden olabilir.
Uzmanlar, Trump yönetiminin göçmen karşıtı söyleminin, TPS iptallerini hızlandırdığını belirtiyor. Özellikle seçim dönemine girilirken, bu konunun gündemde tutulması, siyasi bir strateji olarak da görülüyor. Ancak bu durum, ABD'deki göçmen toplulukları arasında endişe yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin göç politikaları açısından dolaylı ama önemli etkiler yaratabilir. Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve Suriyeli mülteciler başta olmak üzere birçok göçmene geçici koruma sağlıyor. ABD'nin TPS uygulamasının sona erdirilmesi, uluslararası göç yönetiminde daha sert politikaların benimsenebileceği anlamına geliyor. Bu durum, Türkiye'nin sığınmacı politikalarını da etkileyebilir; zira Türkiye, göçmenlerin geri kabulü ve sınır güvenliği konularında AB ile iş birliği yapıyor. Ayrıca, Etiyopya'daki göçmenlerin durumu, Afrika Boynuzu'ndaki istikrarsızlığın Türkiye'nin bu bölgedeki diplomatik ve ekonomik çıkarlarını etkileyebileceğini gösteriyor. Türkiye, Afrika'da artan yatırımları ve diplomatik açılımlarıyla, bu tür insani krizlerin çözümüne katkı sağlayabilir ve uluslararası toplumda daha fazla sorumluluk üstlenebilir.