Donald Trump'ın 2025 yılında Federal Ticaret Komisyonu'ndan (FTC) kovduğu Rebecca Slaughter, Yüksek Mahkeme'nin son kararını "kamu hizmetinin kalbine saplanan bir hançer" olarak nitelendirdi. Slaughter, bu kararın federal ajansların bağımsızlığını zayıflatacağı ve başkanın istediği yönde karar almayan memurların görevden alınmasının önünü açacağı uyarısında bulundu. Yüksek Mahkeme, başkanın federal kurum başkanlarını ve bazı üst düzey memurları herhangi bir gerekçe göstermeksizin görevden alabileceğine hükmetti. Karar, 1935'teki Humphrey's Executor v. United States davasında verilen emsal kararı fiilen geçersiz kılıyor ve başkanlık yetkilerini önemli ölçüde genişletiyor.
Kararın Arka Planı: Humphrey's Executor'dan Bugüne
1935'te Yüksek Mahkeme, başkanın sadece "yürütme işlevi" gören memurları görevden alabileceğine, bağımsız düzenleyici kurumlardaki (FTC, SEC gibi) üyelerin ise ancak "verimli, etkili ve yasalara uygun çalışma" gibi nesnel sebeplerle görevden alınabileceğine karar vermişti. Bu karar, New Deal döneminde oluşturulan bağımsız kurumların siyasi baskıdan uzak çalışmasını sağlamak için hayati önem taşıyordu. Ancak 89 yıl sonra muhafazakâr çoğunluğun elindeki mahkeme, bu emsali tersine çevirdi.
Trump yönetimi, ilk döneminde bağımsız kurumları siyasi olarak kontrol etme çabalarıyla biliniyordu. Özellikle FTC ve SEC gibi kurumlara muhafazakâr isimler atamış, çevre ve tüketici koruma düzenlemelerini gevşetmişti. 2025'te başlayan ikinci Trump döneminde ise tüm federal kurumların başkanlık kontrolüne alınması hedefleniyor. Slaughter'ın kovulması da bu planın bir parçasıydı. Slaughter, 2021'de Biden tarafından atanmıştı ve görev süresi 2029'da dolacaktı. Trump'ın onu görevden alması, yasal olarak tartışmalıydı ancak mahkeme kararıyla birlikte meşru hale geldi.
Karar, sadece ABD iç siyasetini değil, küresel düzenleyici ortamı da etkileyecek. ABD'nin bağımsız kurumları, antitröst, çevre, finansal düzenleme gibi alanlarda dünya çapında model olarak kabul ediliyor. Bu kurumların siyasileşmesi, ABD'nin uluslararası taahhütlerine güveni azaltabilir ve diğer ülkelerdeki benzer kurumların bağımsızlığını sorgulamaya yol açabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, sadece ABD iç hukukunu değil, aynı zamanda küresel yönetişim dinamiklerini de etkiliyor. Birçok ülke, bağımsız düzenleyici kurumlar modelini ABD'den esinlenerek oluşturmuştu. Örneğin Avrupa Birliği'ndeki rekabet otoriteleri, ABD'nin FTC modeline dayanıyor. ABD'de bağımsızlığın zayıflaması, bu kurumların uluslararası işbirliğini ve düzenleyici uyumu olumsuz etkileyebilir.
Özellikle teknoloji şirketlerinin denetimi konusunda ABD ile AB arasında süregelen görüşmelerde, FTC'nin bağımsızlığının kaybolması, AB'nin ABD'li teknoloji devlerine karşı daha sert önlemler almasına yol açabilir. Ayrıca, Çin gibi otoriter rejimler, ABD'deki bu gelişmeyi kendi kontrollü sistemlerini meşrulaştırmak için kullanabilir.
Kararın bir diğer önemli boyutu da, başkanlık sistemlerindeki güç dengesine etkisi. ABD'de başkanlık yetkilerinin genişlemesi, diğer başkanlık sistemlerinde (örneğin Latin Amerika, Afrika) "güçlü lider" söylemlerini besleyebilir. Demokratik denge ve denetleme mekanizmalarının zayıflaması, küresel demokrasi endekslerini etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmenin Türkiye ile doğrudan bir bağlantısı bulunmamakla birlikte, küresel etkileri Türkiye'yi de ilgilendiriyor. ABD'de bağımsız kurumların siyasileşmesi, özellikle uluslararası ticaret ve yatırım alanlarında belirsizlik yaratabilir. Türkiye, ABD ile ticari ilişkilerinde FTC'nin antitröst kararlarına güveniyor. Bağımsızlığın zayıflaması, bu kararların siyasi saiklere göre alınabileceği endişesini doğuruyor. Ayrıca, ABD'nin düzenleyici standartlarındaki bu dönüşüm, Türkiye'nin kendi düzenleyici kurumlarının bağımsızlığı konusunda uluslararası baskıyla karşılaşmasına yol açabilir. Bununla birlikte, Türkiye'deki benzer kurumların (BTK, EPDK gibi) bağımsızlık tartışmalarına ABD'deki bu örnek malzeme sağlayabilir. Kısacası, demokratik denetim mekanizmalarının zayıflaması küresel bir trend haline gelirse, Türkiye de bu dalgadan etkilenecektir.