4 Temmuz 2026, ABD tarihinin en gösterişli Bağımsızlık Günü’ne sahne olurken, aynı gün İran’da rejimin kurucusu Ruhullah Humeyni’nin ölüm yıldönümü anmalarıyla birlikte, muhaliflerin düzenlediği bir cenaze töreni gerçekleşti. Trump yönetiminin “altın çağ” müjdesiyle süslediği 250. yıl kutlamaları, Mount Rushmore’dan yapılan başkanlık konuşması ve tarihin en büyük havai fişek gösterisiyle taçlandırıldı. Ancak gözler, aynı gün İran’da yaşanan ve rejim karşıtı protestolarla iç içe geçen sembolik bir cenaze törenine de çevrildi. Bu karşıtlık, ABD-İran geriliminin yeni bir boyutunu ve Trump’ın siyasi stratejisinin sınırlarını gözler önüne serdi.
Kutlamaların Gölgesinde: Mount Rushmore ve ‘Altın Çağ’ Vaadi
Trump’ın Mount Rushmore’daki konuşması, Amerikan bağımsızlığının 250. yılını “yeni bir altın çağın şafağı” olarak nitelendirdi. Konuşmada, ülkenin kuruluş değerlerine vurgu yapılırken, mevcut yönetimin ekonomik ve askeri başarıları övüldü. Havai fişek gösterisi ve askeri uçak geçişi, 11 Eylül sonrası en büyük tören olarak kayıtlara geçti. Ancak, bu gösterişin altında Trump’ın kişisel bir zafer anıtı inşa etme arzusu yatıyordu. Zira 4 Temmuz aynı zamanda Trump’ın doğum günüydü ve kutlamaların büyük ölçüde onun etrafında şekillenmesi, eleştirmenler tarafından “vanity project” (kibir projesi) olarak nitelendirildi. Beyaz Saray’ın bu kadar büyük bir kutlama için 250 milyon doların üzerinde harcama yaptığı, ancak resmi rakamların açıklanmadığı belirtiliyor.
Tahran’daki Diğer 4 Temmuz: Cenaze ve Protesto
Aynı gün İran’da, rejim karşıtı gruplar, 1988’deki idam dalgasında öldürülen siyasi mahkumlar için sembolik bir cenaze töreni düzenledi. Tören, İslam Devrimi’nin kurucusu Humeyni’nin ölüm yıldönümü anmalarıyla aynı zamana denk getirilerek, rejime karşı bir meydan okuma olarak planlandı. Tahran’ın Behesht-e Zahra Mezarlığı’nda toplanan binlerce kişi, “Ne Gazze, ne Lübnan, canım feda vatan” sloganları attı. Güvenlik güçleri göstericilere müdahale etti, çok sayıda gözaltı oldu. Cenaze töreni, İran’da artan ekonomik sıkıntılar ve baskı ortamında rejimin meşruiyetini sorgulayanlar için bir buluşma noktası haline geldi. Özellikle gençlerin yoğun katılımı, rejim karşıtı hareketin hâlâ canlı olduğunu gösterdi.
Trump’ın İran Politikasının Yankıları
Trump’ın ikinci döneminde İran’a yönelik “maksimum baskı” politikası devam ediyor. Petrol ihracatı ve mali sistem üzerindeki yaptırımlar sürerken, Tahran yönetimi nükleer programını hızlandırmış durumda. 4 Temmuz’daki bu tezat manzara, iki ülke arasındaki gerilimin sadece diplomatik değil, sembolik düzeyde de sürdüğünü ortaya koydu. ABD’nin Kutlamaları, İran’daki muhalefete moral verirken, Tahran yönetimi için bir tehdit olarak algılanıyor. Bazı analistler, Trump’ın bu tür “gösterişli” eylemlerinin, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde tabanını konsolide etme amacı taşıdığını belirtiyor. Ancak, İran’daki protestoların sürekliliği, Trump’ın hedeflediği rejim değişikliğinin ne kadar mümkün olduğu konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump’ın 4 Temmuz kutlamaları ve İran’daki cenaze töreni, bölgesel dengeleri Türkiye’yi de ilgilendiren bir boyuta taşıyor. Türkiye, ABD-İran geriliminde taraf olmamaya çalışırken, iki ülke arasındaki sembolik çatışma bile Türkiye’nin enerji güvenliği ve ticari ilişkilerini etkileyebilir. Özellikle Trump’ın İran’a yönelik yaptırımları sıkılaştırması, Türkiye’nin İran’dan doğalgaz ve petrol ithalatını zora sokabilir. Ayrıca, İran’daki rejim karşıtı protestoların büyümesi, Türkiye’nin güney sınırında istikrarsızlık riskini artırabilir. Türkiye, bölgede hem ABD hem de İran ile diplomatik kanalları açık tutmaya çalışırken, bu tür sembolik gerilimlerin fiili çatışmaya dönüşmemesi için dikkatli bir denge politikası izliyor. Ancak Trump’ın “altın çağ” vaadi, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olabilir mi? Bu soru, önümüzdeki aylarda daha fazla önem kazanacak.