Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci dönem yönetiminde yaşanan yetki suistimalleri, yeni bir kitaba göre, Trump'ın uzun süreli akıl hocası ve avukatı Roy Cohn'un mirasına dayanıyor. Kitap, Trump'ın yönetim anlayışının ve politikalarının arkasındaki asıl ismin Cohn olduğunu ve bu durumun günümüz ABD siyasetinde derin izler bıraktığını iddia ediyor.
Roy Cohn'un Mirası: Trump Yönetiminin Yapı Taşı mı?
Roy Cohn, 20. yüzyılın en tartışmalı hukukçularından biri olarak biliniyor. McCarthy döneminde komünist avcılığındaki rolü ve daha sonra Trump'a avukatlık yapmasıyla tanınan Cohn, 'önce saldır, asla geri adım atma' felsefesiyle ünlüydü. Kitap, Trump'ın 2024 seçimlerindeki zaferinden sonra oluşturduğu kabinenin, Cohn'un bu agresif ve kural tanımaz yaklaşımının bir yansıması olduğunu öne sürüyor. Özellikle göçmenlik politikaları, yargı bağımsızlığına müdahaleler ve uluslararası anlaşmalardan çekilme kararları, Cohn'un 'güçlü olan kazanır' anlayışının hükümet politikalarına nasıl işlendiğinin örnekleri olarak gösteriliyor. Kitabın yazarı, Trump'ın yakın çevresindeki birçok ismin Cohn'un öğretilerini içselleştirdiğini ve bu durumun kurumsal normları zayıflattığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Demokrasinin Gerilemesi mi?
Bu gelişme sadece ABD iç siyasetini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel demokrasi üzerinde de önemli yansımalar yaratıyor. Uzmanlara göre, Trump'ın ikinci döneminde izlediği 'Cohn tarzı' politikalar, uluslararası ittifakları zayıflatabilir ve otoriter liderlere ilham verebilir. Özellikle NATO içindeki gerilimler, iklim anlaşmasından çekilme ihtimali ve ticaret savaşları, Avrupa ve Asya'daki müttefikleri tedirgin ediyor. Kitap, bu politikaların sonucunda ABD'nin uluslararası alandaki güvenilirliğinin azaldığını ve bunun küresel istikrarı tehdit ettiğini ileri sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump yönetimindeki bu 'Cohnvari' yaklaşım, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Bir yandan, ABD'nin ittifaklara mesafeli duruşu, Türkiye'ye daha bağımsız bir dış politika alanı açabilir; ancak öte yandan, uluslararası hukukun zayıflaması ve güç politikalarının öne çıkması, Suriye ve Doğu Akdeniz gibi konularda daha öngörülemez bir ortam yaratabilir. Türkiye'nin, ABD'nin bu tutumundan etkilenmemek için bölgesel ittifaklarını güçlendirmesi ve çok taraflı mekanizmalara desteğini sürdürmesi kritik önemde.