ABD Başkanı Donald Trump, 24 Temmuz Cuma günü yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ile imzalanması planlanan sivil nükleer enerji anlaşmasının, Riyad yönetiminin İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmesine bağlı olduğunu söyledi. Trump, bu şart yerine getirilmeden anlaşmanın ileriye götürülmeyeceğini net bir dille ifade etti. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Başkan'ın bu tutumunun, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme sürecini genişletme stratejisinin bir parçası olduğu vurgulandı.
Anlaşmanın arka planı ve Trump'ın şartı
Suudi Arabistan ile ABD arasında sivil nükleer enerji iş birliği görüşmeleri bir süredir devam ediyor. Özellikle Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak ve petrol bağımlılığını azaltmak amacıyla nükleer program geliştirme isteği, Washington ile Riyad arasındaki müzakerelerin ana konusunu oluşturuyor. Ancak Trump yönetimi, bu iş birliğini İsrail ile normalleşme sürecine endekslemiş durumda. Başkan Trump'ın bu açıklaması, Suudi Arabistan'ın İbrahim Anlaşmaları'na katılması yönündeki baskıları daha da artırıyor. İbrahim Anlaşmaları, 2020 yılında ABD'nin arabuluculuğuyla İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında imzalanan normalleşme anlaşmalarını kapsıyor. Bu anlaşmalar, İsrail'in Arap dünyasıyla ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Trump yönetimi, bu süreci diğer Arap ülkelerine de yaymayı hedefliyor.
Suudi Arabistan'ın İbrahim Anlaşmaları'na katılımı, bölgesel dengeler açısından büyük önem taşıyor. Krallık, daha önce İsrail ile normalleşme konusunda ihtiyatlı bir tutum sergilemiş, ancak son dönemde bazı üst düzey yetkililerin İsrail ile dolaylı görüşmeler yaptığına dair haberler basına yansımıştı. Özellikle İran'ın bölgedeki nüfuzuna karşı ortak bir tehdit algısı, Suudi Arabistan ve İsrail'i yakınlaştıran faktörler arasında gösteriliyor. Trump'ın bu açıklaması, Suudi yönetimini normalleşme konusunda daha somut adımlar atmaya zorlayabilir. Ancak Suudi kamuoyunda ve bazı dini çevrelerde İsrail ile normalleşmeye yönelik güçlü bir muhalefet bulunuyor. Bu durum, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın karar alma sürecini zorlaştırabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın bu çıkışı, sadece ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor. İsrail ile Suudi Arabistan arasında olası bir normalleşme, İran karşıtı ittifakın güçlenmesine yol açabilir. Öte yandan, bu gelişme Filistin meselesinde Arap ülkelerinin tutumunu da etkileme potansiyeli taşıyor. Nitekim İbrahim Anlaşmaları imzalandığında Filistin yönetimi, bu anlaşmaları “ihanet” olarak nitelendirmişti. Suudi Arabistan'ın da bu sürece dahil olması, Filistin davasının bölgesel destekçilerinin azalması anlamına gelebilir.
ABD'de 2024 başkanlık seçimleri öncesi Trump'ın bu tür dış politika hamleleri, seçim stratejisinin bir parçası olarak da değerlendiriliyor. Trump, İbrahim Anlaşmaları'nı başkanlık döneminin en büyük dış politika başarısı olarak nitelendiriyor ve bu başarıyı genişleterek yeniden seçim kampanyasında kullanmak istiyor. Suudi Arabistan'ın ikna edilmesi, bu başarının somut bir göstergesi olacaktır. Ancak Suudi tarafının, bu kadar kısa sürede böyle bir adım atmaya yanaşıp yanaşmayacağı belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşmesi, Orta Doğu'da Türkiye'nin ittifak sistemini etkileyebilir. Türkiye, Filistin davasına verdiği desteği vurgulayan ve İsrail ile ilişkilerini belirli bir denge üzerine kuran bir dış politika izliyor. Suudi-İsrail yakınlaşması, Türkiye'nin Katar ile olan yakın ilişkileri ve İran ile yürüttüğü diplomatik temaslar çerçevesinde yeni bir denklem oluşturabilir. Ayrıca, ABD'nin bu tür dayatmacı politikaları, Türkiye'nin bölgesel aktörlerle ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecini sürdürürken, bir yandan da Filistin hakları konusundaki tutumunu korumaya çalışıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'daki dengeleri okuma biçimini etkileyebilir.