Husiler, Yemen hükümet güçlerinin stratejik Perim Adası'ndan çekilmesinin ardından adayı ele geçirerek Bab el-Mendeb Boğazı'nın kontrolünü tamamen sağladı. Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan ve iki ayrı gemi geçiş koridoruna bölen ada, küresel deniz ticaretinin en kritik noktalarından biri. Bu gelişmeyle birlikte Husiler, İran'ın Hürmüz Boğazı'na yönelik hamlesiyle eşzamanlı olarak dünya deniz ticaretinin yaklaşık üçte birini doğrudan tehdit eder hale geldi.
Stratejik Adanın Kaybedilmesi
Yemen hükümetine bağlı güçlerin Perim Adası'ndan çekilmesi, Husilerin boğazın her iki yakasındaki varlığını pekiştirdi. Perim Adası, Bab el-Mendeb'in kuzey ve güney geçiş koridorlarını ayıran doğal bir engel. Adaya yerleşen Husi milisleri, artık boğazdan geçen ticari gemilere yönelik doğrudan müdahale kapasitesine sahip. Bu, grubun daha önce İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırılarını coğrafi olarak daha da genişletmesi anlamına geliyor. Uzmanlar, adanın kaybının Yemen hükümeti için ağır bir askeri ve prestij kaybı olduğunu belirtiyor.
Husilerin bu hamlesi, yalnızca Yemen iç savaşında bir dönüm noktası değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinde de önemli bir kayma. İran destekli grup, uzun süredir Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı mücadele ediyordu. Ancak son aylarda Kızıldeniz'de artan saldırılarıyla küresel ticaret yollarını hedef alarak uluslararası arenada dikkat çekmişti. Perim Adası'nın ele geçirilmesi, bu saldırı kapasitesini kalıcı hale getiriyor.
Boğazın kontrolü, Husilerin eline geçen en güçlü kozlardan biri. Zira Bab el-Mendeb, Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz yolu üzerinde bulunuyor ve günlük yaklaşık 6-7 milyon varil petrol ile milyarlarca dolarlık ticari mal buradan geçiyor. Mısır'ın Süveyş Kanalı'na alternatif olarak kullanılan bu rota, şimdi Husilerin insafına kalmış durumda.
Küresel Ticarete Etkisi ve İran Bağlantısı
Husilerin Bab el-Mendeb'i kontrol altına alması, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki etkisiyle birleştiğinde, dünya deniz ticaretinin üçte birinin "düşmanca kontrol" altına girdiği değerlendirmeleri yapılıyor. Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ndeki petrol ihracatının neredeyse tamamının geçtiği bir nokta ve İran burada uzun süredir caydırıcılık sağlıyor. Şimdi iki boğazın da İran yanlısı güçlerin etkisi altında olması, Batı için stratejik bir kabus senaryosu.
Bu durum, başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere pek çok ülkenin enerji güvenliğini tehdit ediyor. Petrol fiyatları üzerindeki baskı artarken, sigorta şirketleri Kızıldeniz geçişleri için primleri yükseltmeye başladı. Bazı büyük nakliye firmaları rotalarını Afrika'nın güneyine kaydırarak Ümit Burnu'nu kullanmayı tercih ediyor; bu da teslimat sürelerini uzatıp maliyetleri artırıyor.
Uluslararası toplum, Husilerin bu ilerleyişine karşı henüz somut bir askeri yanıt veremedi. ABD liderliğindeki koalisyon güçleri, Kızıldeniz'de devriye görevleri yürütse de Perim Adası'nın kaybı, caydırıcılığın zayıfladığını gösteriyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi bölge ülkeleri ise Yemen'deki iç savaşın yeniden alevlenmesinden endişeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bab el-Mendeb'in Husilerin eline geçmesi, Türkiye'nin enerji ve ticaret güvenliği açısından doğrudan bir risk oluşturuyor. Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin önemli bir kısmı bu rotadan geçiyor; boğazın kapanması veya kısıtlanması, Türk ihracatçıları için navlun maliyetlerini artırabilir ve teslimat sürelerini uzatabilir. Ayrıca İran'ın Hürmüz'deki etkisiyle birleşen bu tablo, Türkiye'nin enerji ithalatında çeşitliliği artırma ihtiyacını daha da acil hale getiriyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya pazarlarına erişimini zorlaştırabilir; bu nedenle Ankara'nın bölgesel aktörlerle diplomatik kanalları açık tutması ve alternatif güzergahlar üzerinde çalışması kritik önem taşıyor.