26 farklı medya kuruluşundan 72 gazeteci, aylardır Trump yönetiminin dünya genelinde insanları sınır dışı etmek için yürüttüğü gizli anlaşmalar üzerinde çalışıyor. Proje kapsamında, ABD'nin çeşitli ülkelerle yaptığı ve kamuoyundan gizlenen mutabakatlar, sınır dışı operasyonlarının küresel ölçeğini gözler önüne seriyor. “The Deportation Project” adı verilen soruşturma, yarın yayımlanacak kapsamlı raporlarla kamuoyuna sunulacak.
Gizli Anlaşmaların Arka Planı
Gazetecilerin aylar süren araştırması, Trump yönetiminin sadece kendi sınırları içinde değil, dünya çapında deportasyon operasyonları için çeşitli ülkelerle pazarlık masasına oturduğunu gösteriyor. ABD'nin, geri kabul anlaşmaları, üçüncü ülke aktarımları ve sınır dışı edilenlerin geçici olarak barındırılması gibi konularda bazı ülkelerle gizli mutabakatlar imzaladığı iddia ediliyor. Bu anlaşmaların çoğu, kamuoyundan ve hatta bazı durumlarda kongreden bile saklandı.
Projeye katılan gazeteciler, farklı ülkelerdeki hükümet yetkilileri, sığınmacı avukatları ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşerek bu anlaşmaların ayrıntılarını ortaya çıkardı. Elde edilen bilgilere göre, ABD yönetimi, Guatemala, El Salvador, Honduras gibi Orta Amerika ülkeleriyle olduğu kadar, Afrika ve Asya'daki bazı ülkelerle de benzer anlaşmalar yapmış durumda. Bu ülkelerin bazıları, kendi vatandaşı olmayan sığınmacıları da kabul etmeyi taahhüt etmiş durumda.
Uzmanlar, bu tür anlaşmaların uluslararası hukuka aykırı olabileceğini ve mülteci haklarını ihlal edebileceğini belirtiyor. Özellikle, sığınmacıların geri gönderilecekleri ülkelerde kötü muamele görme riski, uluslararası sözleşmelere aykırılık teşkil ediyor. Ancak Trump yönetimi, bu anlaşmaların “yasadışı göçü caydırma” ve “ulusal güvenliği sağlama” amacı taşıdığını savunuyor.
Küresel Boyut ve Tepkiler
Deportasyon projesi, sadece ABD'nin iç politikasını değil, küresel göç dinamiklerini de derinden etkiliyor. ABD'nin sınır dışı ettiği kişileri kabul etmeyi reddeden ülkelerle yaşanan gerginlikler, diplomatik krizlere yol açabiliyor. Örneğin, bazı ülkeler, kendi vatandaşları olmayan kişileri kabul etmeye zorlanmaları durumunda, ABD ile olan ilişkilerini gözden geçirebileceklerini ima etti.
İnsan hakları örgütleri, bu tür anlaşmaların şeffaf olmadığını ve denetimden yoksun olduğunu vurguluyor. Sığınmacıların hukuki süreçlerden yeterince yararlanamadan hızlıca sınır dışı edilmesi, adil yargılanma hakkını ihlal ediyor. Ayrıca, COVID-19 salgını döneminde uygulanan sınır dışı politikaları, salgının yayılmasını hızlandırdığı gerekçesiyle eleştirilmişti.
Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşlar, ABD'nin bu tür gizli anlaşmalarını yakından takip ediyor. Özellikle, ABD'nin Orta Amerika ve Meksika ile yaptığı anlaşmalar, bölgedeki göç akışını yeniden şekillendiriyor. Meksika, uzun süredir ABD'nin sınır dışı ettiği kişileri kabul etmek zorunda kalıyor ve bu durum iki ülke arasında zaman zaman gerilime neden oluyor.
Proje kapsamında ortaya çıkan bir diğer önemli nokta ise, bu anlaşmaların bazılarının yazılı olmaması ve sözlü mutabakata dayanması. Bu durum, anlaşmaların denetlenmesini ve hesap sorulmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Gazeteciler, bu gizli diplomasinin, demokratik denetim mekanizmalarını devre dışı bıraktığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin küresel ölçekte yürüttüğü sınır dışı anlaşmaları, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, halihazırda milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapıyor ve ABD ile benzer şekilde göç yönetimi konusunda anlaşmalar yapabilir. Olası bir ABD-Türkiye mutabakatı, Suriyeli veya Afgan sığınmacıların üçüncü ülkelere aktarılmasını içerebilir. Bu durum, Türkiye'nin göç yükünü hafifletebilir ancak insan hakları ve uluslararası hukuk açısından tartışmalara yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi sınır dışı politikaları da Batı tarafından eleştiriliyor; ABD'nin bu tür anlaşmaları, Türkiye'ye benzer uygulamalar için meşruiyet sağlayabilir. Bölgesel istikrar açısından, göç akışlarının yeniden yönlendirilmesi Orta Doğu ve Avrupa'yı da etkileyebilir.