Eski ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü Kuzey Dakota'da Theodore Roosevelt'in anısına inşa edilen yeni başkanlık kütüphanesinin açılış törenine katılacak. Ancak bu ziyaret, Trump'ın başkanlık döneminde Roosevelt'in doğa koruma mirasını tersine çeviren politikalar izlemesiyle dikkat çekiyor. Trump yönetimi, 86 milyon dönümden (yaklaşık 35 milyon hektar) fazla federal araziyi koruma statüsünden çıkararak enerji ve madencilik faaliyetlerine açtı. Bu durum, Roosevelt'in yüz yıl önce başlattığı geniş çaplı arazi koruma hamleleriyle taban tabana zıt bir tablo oluşturuyor.
İki Başkanın Koruma Vizyonları Arasındaki Uçurum
Cumhuriyetçi Parti'nin efsanevi isimlerinden Theodore Roosevelt, 1901-1909 yılları arasındaki başkanlık döneminde 230 milyon dönümden fazla federal araziyi milli orman, park ve anıt olarak koruma altına almıştı. Roosevelt, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve yaban hayatının korunması konusunda ABD tarihinde çığır açan adımlar attı. Buna karşılık Trump, başkanlık koltuğuna oturduğu 2017'den itibaren çevre düzenlemelerini gevşetmeye ve fosil yakıt üretimini artırmaya odaklandı. Özellikle Bears Ears ve Grand Staircase-Escalante anıtlarının sınırlarını daraltarak milyonlarca dönümlük araziyi özel sektörün kullanımına açtı. Trump'ın bu politikaları, çevre örgütleri ve yerli topluluklar tarafından sert bir şekilde eleştirildi.
Trump'ın Roosevelt kütüphanesi açılışına katılması, sembolik bir jest olarak değerlendiriliyor. Ancak eski başkanın bu ziyareti, onun çevre politikalarının Roosevelt'in mirasıyla ne kadar çeliştiğini bir kez daha gündeme getirdi. Trump'ın başkanlık döneminde ABD, Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmiş ve birçok çevre koruma yasasını zayıflatmıştı. Bu adımlar, özellikle iklim değişikliğiyle mücadelede ABD'nin küresel liderlik rolünü sorgulatmıştı.
Küresel Boyut: ABD'nin Çevre Politikalarında Dönüşüm
Trump'ın koruma karşıtı politikaları, sadece ABD içinde değil, uluslararası arenada da yankı buldu. Birçok ülke ve çevre kuruluşu, ABD'nin bu tutumunu eleştirerek küresel iklim hedeflerine zarar verdiğini belirtti. Roosevelt'in doğa sevgisi ve korumacılığı, dünya çapında milli parklar ve doğal alanların oluşturulmasına ilham vermişti. Trump döneminde ise bu ilham kaynağının aksine, kısa vadeli ekonomik çıkarlar ön plana çıktı. Özellikle Alaska'daki petrol arama çalışmaları ve Utah'taki maden projeleri, çevre aktivistlerinin tepkisini çekti. Biden yönetimi, Trump döneminde açılan arazilerin bir kısmını yeniden koruma altına alsa da, Trump'ın politikalarının etkileri hala hissediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın çevre politikaları, Türkiye'nin enerji ve çevre stratejileri açısından dolaylı etkiler doğurabilir. ABD'nin fosil yakıt üretimini artırması, küresel enerji piyasalarında arz fazlasına yol açarak petrol ve doğalgaz fiyatlarını düşürebilir. Bu durum, enerji ithalatçısı konumundaki Türkiye için kısa vadede olumlu olsa da, uzun vadede iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliğini zayıflatabilir. Ayrıca, Trump'ın koruma alanlarını daraltması, Türkiye'nin milli parklar ve doğal alan yönetimi politikalarına model teşkil edebilecek bir örnek olarak görülmemelidir. Türkiye, kendi doğal mirasını koruma konusunda ABD'nin bu dönemdeki hatalarından ders çıkarmalı ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine bağlı kalmalıdır.