ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yeni bir barış anlaşmasının sinyallerini verirken, selefi Barack Obama'nın politikalarıyla arasındaki farklar yeniden gündeme geldi. BBC'nin deneyimli muhabiri Gary O'Donoghue, iki başkanın Tahran yönetimine karşı benimsediği stratejileri mercek altına alıyor. Trump'ın 'maksimum baskı' politikasından diplomasiye yönelmesi, Obama döneminin çok taraflı anlaşma modelinden ne kadar farklı?
Obama'nın İran Politikası: Diplomasi ve Müzakere
Barack Obama, 2008 seçim kampanyasında İran'la diyalog kuracağını vaat etmiş ve 2013'te Hassan Ruhani'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle bu vaadini hayata geçirmişti. Müzakereler sonucunda 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/JCPOA), İran'ın nükleer programını sınırlandırma karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Obama yönetimi, bu anlaşmayı diplomasinin bir zaferi ve Orta Doğu'da istikrarın anahtarı olarak görüyordu.
Ancak anlaşma, İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetleri kapsamıyordu; bu da İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgesel müttefiklerin sert eleştirilerine yol açmıştı. Obama, bu itirazlara rağmen anlaşmayı Kongre onayı olmadan yürürlüğe koydu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesiyle Almanya'dan (5+1) oluşan uluslararası koalisyonu bir arada tutmayı başardı.
Trump'ın Farklı Stratejisi: Maksimum Baskı ve Yeni Anlaşma Arayışı
Donald Trump ise 2016 kampanyasında KOEP'yi 'felaket' olarak nitelendirmiş ve 2018'de ABD'yi anlaşmadan tek taraflı olarak çekmişti. Bunun yerine 'maksimum baskı' politikası uygulayarak İran'a yönelik ekonomik yaptırımları sertleştirdi ve petrol ihracatını sıfıra indirmeyi hedefledi. Trump yönetimi, ayrıca İran Devrim Muhafızları'nı yabancı terör örgütü listesine alarak benzeri görülmemiş bir adım attı.
Ancak Trump'ın bu politikası, İran'ın nükleer faaliyetlerini artırmasına ve bölgede gerilimi tırmandırmasına neden oldu. Son dönemde Trump, 'yeni bir barış anlaşması' yapmaya istekli olduğunu belirterek söylemini değiştirdi. Bu yeni anlaşmanın, Obama döneminin aksine, nükleer programın yanı sıra balistik füze programını ve İran'ın bölgesel faaliyetlerini de kapsaması bekleniyor. Ancak müzakerelerin başlaması için İran'ın öncelikle nükleer programını durdurması gibi ön koşullar öne sürülüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İki başkanın farklı yaklaşımları, bölgesel dinamikleri derinden etkiledi. Obama dönemi, İran'ın uluslararası sisteme entegrasyonunu hedeflerken, Trump'ın baskı politikası İran'ı daha agresif bir duruşa itti. Suudi Arabistan ve İsrail, Trump'ın çıkışını memnuniyetle karşılarken, Avrupalı müttefikler KOEP'yi korumaya çalıştı.
Küresel ölçekte, Trump'ın politikaları petrol fiyatlarında dalgalanmalara ve İran'ın Çin ile ilişkilerini derinleştirmesine yol açtı. Obama'nın çok taraflılığı, uluslararası hukuka dayalı bir düzenin parçasıyken, Trump'ın tek taraflı hamleleri ABD'nin ittifak sistemi içinde sorgulanmasına neden oldu. Yeni bir anlaşma olasılığı, İran'ın iç siyasetinde de yankı buluyor; Ruhani'nin ılımlı kanadı anlaşmaya sıcak bakarken, muhafazakârlar Trump'a güvenilmez olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump ve Obama'nın İran politikaları arasındaki farklılıklar, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran'la sınır komşusu olması nedeniyle istikrarlı bir İran'ı tercih ediyor; ancak ABD yaptırımları altında enerji ticareti ve bölgesel güvenlik konularında zorlanıyor. Obama dönemindeki yumuşama, Türkiye-İran ticaretini artırmıştı. Trump'ın yeni anlaşma arayışı, Ankara'nın hem Washington hem de Tahran'la dengeli bir ilişki kurma çabasında belirsizlik yaratıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılmaması, bölgede silahlanma yarışını tetikleyebilir ve Türkiye'nin güvenlik hesaplarını değiştirebilir.