ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek için başlattıkları hamlelerin beklenmedik sonuçlarıyla karşı karşıya. İran'la savaşın boyutunu yanlış hesaplayan iki lider, artık gelişmeleri kontrol edemiyor; bölgenin kalıcı bir kriz döngüsüne (permacrisis) sürüklenme riski giderek artıyor.
Ortadoğu'da yeni bir dönemin başlangıcı mı?
Trump'ın 2017'de İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve Netanyahu'nun uzun süredir İran'a yönelik sert söylemi, ABD-İsrail ittifakının İran'ı zayıflatma stratejisini hızlandırdı. Ancak bu politikalar, İran'ın nükleer programını daha da ilerletmesine ve bölgesel milis güçlerini etkinleştirmesine neden oldu. İran destekli grupların Suriye, Irak ve Yemen'de ABD ve İsrail hedeflerine yönelik saldırıları tırmandı. Netanyahu'nun 2023'te Gazze'de başlattığı geniş çaplı operasyon, İran'ı doğrudan bir çatışmaya çekme amacı taşıyordu, ancak beklenenin aksine İran, asimetrik savaş taktikleriyle karşılık verdi. Son olarak İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir siber saldırı ve ardından Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim, ABD donanmasını bölgeye ek güç göndermeye zorladı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump ve Netanyahu'nun hesaplamadığı asıl husus, İran'ın yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik araçları da etkin kullanması oldu. İran, Rusya ile yeni bir ticaret anlaşması imzalayarak Batı yaptırımlarını delerken, Çin aracılığıyla Suudi Arabistan'la normalleşme çabalarını baltalamaya çalışıyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki geleneksel müttefiklerini endişelendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'la savaşa sürüklenme riskine karşı diplomatik bir denge kurmaya çalışıyor. Öte yandan Avrupa Birliği, hem ABD'yi hem İsrail'i İran'la tırmanıştan kaçınmaya çağırırken, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için umutsuz bir çaba sarf ediyor. Uzmanlar, Ortadoğu'da kontrolsüz bir krizin küresel enerji fiyatlarını tetikleyebileceği ve yeni bir mülteci dalgası yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ortadoğu'da kalıcı bir kriz döngüsü, Türkiye için doğrudan güvenlik riskleri ve dış politika zorlukları anlamına geliyor. İran'la savaşın tırmanması, Türkiye'nin sınır komşusu olduğu İran ve Irak'ta istikrarsızlığı artırabilir; bu da yeni göç dalgalarına ve PKK gibi terör örgütlerinin hareket alanı bulmasına yol açabilir. Ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji ithalatını ve Boğazlar üzerinden geçen ticareti olumsuz etkileyebilir. Türkiye, hem ABD hem İran'la dengeli bir politika yürütmek zorunda kalırken, Suriye ve Irak'ta kendi askeri varlığını korumakta güçlük çekebilir. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü öne çıkarabilir ancak aynı zamanda zorlu bir denge oyunu oynamasını gerektirecektir.