Eski İsrail Adalet Bakanı Daniel Friedmann, ABD Başkanı Donald Trump'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun siyasi zayıflığından yararlanarak hem Netanyahu'yu hem de İsrail Devleti'ni "benzeri görülmemiş bir aşağılama yolculuğuna" çıkardığını söyledi. Friedmann, İsrail'in önde gelen gazetelerinden Israel Hayom'da yayımlanan yazısında, Trump'ın son dönemde Netanyahu'ya yönelik tutumunun iki ülke arasındaki ilişkilerde tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Friedmann'a göre, Trump'ın Netanyahu'yu Beyaz Saray'a davet etmemesi ve kamuoyu önünde eleştirmesi, İsrail'in ABD nezdindeki itibarını zedeledi. Friedmann, bu durumun İsrail'in bölgesel güvenliğini de olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.
Gelişmenin arka planı
Daniel Friedmann, 2007-2009 yılları arasında İsrail Adalet Bakanı olarak görev yapmış ve Netanyahu hükümetlerine yakınlığıyla bilinen bir isim. Friedmann'ın bu açıklamaları, Trump'ın göreve geldiği Ocak 2017'den bu yana İsrail-ABD ilişkilerinde yaşanan gerilimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Trump, seçim kampanyası sırasında İsrail'e tam destek sözü vermesine rağmen, başkanlık döneminde Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması ve Golan Tepeleri'ndeki İsrail egemenliğinin tanınması gibi adımlarla İsrail yanlısı politikalar izledi. Ancak son aylarda Trump'ın Netanyahu'ya karşı mesafeli bir tutum sergilediği gözlemlendi. Özellikle Netanyahu'nun yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanması ve siyasi krizle boğuşması, onu Trump karşısında daha kırılgan hale getirdi. Friedmann, yazısında Trump'ın bu zayıflığı kullanarak İsrail'in çıkarlarını hiçe saydığını ve Netanyahu'yu diplomatik olarak aşağıladığını ileri sürdü. Friedmann, "Netanyahu'nun siyasi zayıflığı, Trump'ın ona karşı benzeri görülmemiş bir aşağılama kampanyası yürütmesine olanak tanıdı" ifadesini kullandı. Friedmann ayrıca, Trump'ın İsrail'e yönelik bu tutumunun, İsrail'in Orta Doğu'daki düşmanları tarafından bir zafer olarak görüleceğini vurguladı.
Bölgesel veya küresel boyut
Friedmann'ın bu açıklamaları, özellikle İran'ın nükleer programı ve Filistin sorunu gibi kritik konuların gündemde olduğu bir dönemde geldi. Trump yönetimi, İran'a yönelik maksimum baskı politikasını sürdürürken, İsrail'in bu politikadaki rolü tartışma konusu oldu. Friedmann, Trump'ın Netanyahu'yu aşağılamasının, İran ve Hizbullah gibi aktörlerin cesaretlenmesine yol açabileceğini öne sürdü. Ayrıca, ABD'de yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde Trump'ın Yahudi seçmenleri etkilemek için bu tür hamleler yaptığı yorumları yapılıyor. Friedmann'a göre, Trump'ın Netanyahu'yu küçük düşürmesi, İsrail'in uluslararası alandaki konumunu zayıflatıyor ve ABD'nin güvenilir bir müttefik olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Bölgesel düzeyde, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle normalleşme sürecinde İsrail, ABD desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Friedmann, bu sürecin Trump'ın aşağılayıcı tutumu yüzünden sekteye uğrayabileceği uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası açısından önemli bir bağlam sunuyor. Türkiye, son yıllarda İsrail ile ilişkilerini onarma çabası içinde olsa da, Filistin meselesindeki duruşu nedeniyle zaman zaman gerilim yaşamıştır. Trump'ın Netanyahu'yu aşağılaması, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkarabilecek bir argüman olarak kullanılabilir. Ancak ABD-İsrail ilişkilerindeki bu kırılma, bölgesel dengeleri de etkileyebilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'de enerji kaynakları konusunda İsrail ile işbirliği yaparken, Trump'ın Netanyahu'ya karşı tutumu bu işbirliğini doğrudan etkilemese de, İsrail'in uluslararası alandaki zayıflığı Türkiye'ye bazı taktik avantajlar sağlayabilir. Öte yandan, ABD'nin bölgedeki politikalarındaki tutarsızlık, Türkiye'nin kendi çıkarlarını korumak için daha bağımsız bir dış politika izlemesini gerektirebilir.