ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nesli tehlike altındaki türlerin hayatta kalması için hayati önem taşıyan geniş alanları koruma statüsünden çıkardı. Uzmanlar, bu kararın enerji şirketlerine sondaj ve madencilik faaliyetleri için yeni alanlar açacağını ve birçok savunmasız hayvan türünün yok olma sürecini hızlandıracağını belirtiyor. Çevre koruma grupları, kararın yasal mücadeleyle karşılaşacağını ve bunun ABD'nin biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir geri adım olduğunu vurguluyor.
Kararın Ayrıntıları ve Etkileri
ABD İçişleri Bakanlığı'na bağlı Balık ve Yaban Hayatı Servisi (FWS) ile Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), 1 Mart 2025 tarihinde yayımladığı yeni düzenlemeyle, Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası kapsamında belirlenen kritik yaşam alanlarının sınırlarını daralttı. Yeni kurallar, özellikle batı eyaletlerindeki milyonlarca dönümlük federal arazide bulunan ve nesli tükenmekte olan türlere ev sahipliği yapan bölgeleri kapsıyor. Karardan en çok etkilenen türler arasında çöl kaplumbağası, benekli baykuş, kurt ve bazı somon balığı türleri yer alıyor. Çevre örgütleri, bu alanların büyük bölümünün petrol ve doğalgaz sondajı, kömür madenciliği ve diğer endüstriyel faaliyetlere açılacağını iddia ediyor.
Trump yönetimi ise kararın ekonomik kalkınmayı teşvik etmek ve düzenleyici yükleri azaltmak amacıyla alındığını savunuyor. Beyaz Saray sözcüsü, "Bu adım, Amerikan enerji bağımsızlığını güçlendirecek, iş imkanları yaratacak ve aşırıya kaçan çevre düzenlemelerini ortadan kaldıracaktır" dedi. Ancak çevreciler, bu düzenlemenin 1973'te kabul edilen Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası'nın ruhuna aykırı olduğunu ve birçok türü geri dönülemez şekilde tehlikeye atacağını belirtiyor. Doğal Kaynaklar Savunma Konseyi (NRDC) gibi kuruluşlar, kararın iptali için dava açmaya hazırlanıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
ABD'nin bu hamlesi, uluslararası çevre topluluğunda geniş yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) yetkilileri, bu kararın küresel biyolojik çeşitlilik hedeflerine ciddi bir darbe olduğunu ifade etti. Özellikle 2022'de imzalanan Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında ülkelerin 2030'a kadar kara ve deniz alanlarının yüzde 30'unu koruma altına alma taahhüdü bulunuyor. ABD'nin bu adımı, diğer ülkelerin de benzer korumaları gevşetmesine yol açabilecek bir emsal teşkil edebilir.
Karar ayrıca ABD'nin iklim değişikliğiyle mücadele politikalarıyla da çelişiyor. Biden yönetimi döneminde alınan emisyon azaltma taahhütleri ve yenilenebilir enerji yatırımları, Trump'ın bu son hamlesiyle zayıflamış görünüyor. Colorado Üniversitesi'nden ekoloji profesörü Dr. Sarah Johnson, "Bu tür alanların korunması sadece türler için değil, aynı zamanda karbon yutakları olarak iklim kriziyle mücadelede de kritik öneme sahiptir" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar doğrudan Türkiye'yi hedeflemese de, küresel çevre politikaları açısından önemli sinyaller taşıyor. Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ülke olarak, uluslararası koruma standartlarının zayıflamasından olumsuz etkilenebilir. ABD'nin bu adımı, diğer büyük ekonomileri de benzer gevşemelere teşvik edebilir ve Türkiye'nin taraf olduğu CITES gibi uluslararası sözleşmelerin etkinliğini azaltabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatında büyük ölçüde dışa bağımlı olması nedeniyle, ABD'de artan fosil yakıt üretimi küresel enerji fiyatlarını etkileyerek Türkiye ekonomisi üzerinde dolaylı baskı oluşturabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin çevre koruma politikalarını güçlendirmesi ve uluslararası platformlarda daha aktif rol alması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.