ABD Başkanı Donald Trump, NATO devlet ve hükümet başkanları zirvesi için Salı günü Ankara'ya geliyor. Zirve, ittifakın tarihinin en sancılı dönemlerinden birine denk geliyor. Ukrayna'daki savaş, Trump'ın seçim kampanyasında 'göreve döndüğüm ilk gün çözeceğim' vaadine rağmen sona ermekten uzak. Washington'ın Kiev'i ne tam olarak destekleme ne de terk etme ikilemi, müttefikler arasında derin görüş ayrılıklarına yol açıyor. Zirvede ayrıca Türkiye'nin İsveç'in NATO üyeliğine vetosu, savunma harcamaları ve Çin'in yükselen etkisi gibi başlıklar masada olacak.
Zirvenin arka planı: Ukrayna savaşı ve üyelik krizi
NATO'nun 75. yıl zirvesi olarak planlanan toplantı, aslında ittifakın geleceği için bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de zirveye katılacak ve Kiev'in NATO üyeliği için somut bir yol haritası talep edecek. Ancak ABD ve Almanya, savaş bitmeden Ukrayna'nın üyeliğinin kabul edilemeyeceğini savunuyor. Öte yandan Trump'ın savaşı '24 saatte bitirme' söylemi, müttefikler arasında endişe yaratıyor. Zira Başkan'ın Ukrayna'ya verilen askeri yardımı durdurarak Kiev'i taviz vermeye zorlayabileceği konuşuluyor. Bu durum, özellikle Doğu Avrupa ülkeleri için büyük bir güvenlik riski oluşturuyor.
Bir diğer kritik başlık ise Türkiye'nin İsveç'in NATO üyeliğine vetosu. Ankara, Stockholm'ün PKK ve Gülen cemaatine karşı daha somut adımlar atmasını talep ediyor. Son haftalarda yapılan görüşmelerde kısmi ilerleme kaydedilse de, zirve öncesinde nihai bir anlaşmaya varılması belirsizliğini koruyor. İsveç'in üyelik süreci, ittifakın genişleme stratejisi ve güvenlik mimarisi açısından da önem taşıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Çin faktörü ve savunma harcamaları
Zirvede sadece Ukrayna değil, Çin'in artan askeri ve ekonomik nüfuzu da gündemde olacak. NATO, ilk kez bir zirve bildirisinde Çin'i 'sistemik meydan okuma' olarak tanımlamaya hazırlanıyor. Bu, ittifakın odak noktasının Atlantik'ten Hint-Pasifik'e kaydığının bir işareti. Ancak bu konuda ABD ile Avrupalı müttefikler arasında görüş ayrılığı var. Fransa ve Almanya, Çin ile ekonomik ilişkilerin tamamen koparılmaması gerektiğini savunuyor.
Savunma harcamaları da yine tartışmalı başlıklardan biri. Trump'ın NATO müttefiklerine yönelik 'harcamalarını artırmazsanız ABD sizi savunmaz' tehdidi, ittifak içinde gerginliğe neden oluyor. Şu anda NATO üyelerinin yalnızca 11'i GSYİH'sının yüzde 2'sini savunmaya ayırıyor. Trump'ın bu hedefi yüzde 3'e çıkarma planı ise birçok ülke için ekonomik olarak zorluk yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zirve, Türkiye için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Ankara, İsveç'in üyeliğini kendi güvenlik öncelikleri doğrultusunda bir pazarlık kozu olarak kullanıyor. Bu sayede ABD'den F-16 savaş uçağı tedariki ve terörle mücadele konusunda somut adımlar almayı hedefliyor. Diğer yandan Ukrayna savaşının uzaması, Karadeniz'deki güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor. Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi kapsamındaki arabuluculuk rolü, zirvede yeniden gündeme gelebilir. Ayrıca Çin ile artan ticari ilişkileri göz önüne alındığında, NATO'nun Çin'e yönelik sert söylemi Ankara'yı zor durumda bırakabilir. Bu nedenle Türkiye, zirvede dengeli bir diplomasi yürüterek hem ittifak içindeki konumunu güçlendirmeye hem de ulusal çıkarlarını korumaya çalışacak.