ABD’nin 45. başkanı Donald Trump’ın görev süresi sona ereli yıllar geçmesine rağmen mirası hâlâ tartışılıyor. The Economist’in ABD editörü Charlotte Howard’ın kaleme aldığı değerlendirmede, Trump’ın en çok, yalnızca 45 kişinin sahip olma onuruna eriştiği bu makamdan kişisel servet elde etmesiyle hatırlanabileceği belirtiliyor. Trump’ın başkanlık süresince iş imparatorluğu ile devlet yönetimi arasındaki çizgiyi nasıl bulanıklaştırdığı, etik tartışmaların odağı oldu.
Başkanlık ve İş Dünyası Çatışması
Trump, 2017’de göreve geldiğinde, milyarlarca dolarlık iş imparatorluğunu çocuklarına devredeceğini açıklamıştı. Ancak eleştirmenler, bu devrin yeterli olmadığını, başkanın hâlâ şirketlerinden mali olarak faydalandığını savundu. Örneğin, Trump’ın Washington’daki oteli, yabancı hükümet yetkililerinin uğrak yeri haline geldi; bu durum, Anayasa’nın yabancı devletlerden hediye almayı yasaklayan maddesine aykırılık iddialarını gündeme getirdi. Ayrıca, başkanlık süresince Trump Organization’ın borçları ve gelir kaynakları mercek altındaydı.
Trump’ın vergi kayıtları, ilk kez 2020’de New York Times tarafından yayımlandığında, başkanın bazı yıllarda hiç federal gelir vergisi ödemediği ortaya çıktı. Bununla birlikte, başkanlık sonrası dönemde Trump, sosyal medya platformu Truth Social’ı kurarak yeniden gündeme geldi. Bu girişim, iflas eden bir şirketle birleşme yoluyla halka arz edildi ve Trump’a bir anda milyarlarca dolar kazandırdı; bu durum, “meme hissesi” olarak adlandırılan spekülatif yatırımların bir örneği oldu.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Siyasi Popülizm ve Ekonomi
Trump’ın kişisel kâr odaklı yönetim anlayışı, yalnızca ABD’de değil, dünya genelinde de yankı buldu. Popülist liderler, devlet imkânlarını kişisel çıkarları için kullanma eğilimindedir; Trump bu modelin en belirgin örneği olarak görülüyor. Özellikle Brezilya’da Jair Bolsonaro, Hindistan’da Narendra Modi gibi liderler de benzer eleştirilere maruz kalıyor. Trump’ın etkisi, küresel ticaret savaşları, iklim değişikliği inkarı ve uluslararası kurumları zayıflatma politikalarıyla sürüyor. ABD’nin dünya liderliğini sorgulayan bu yaklaşım, Çin ve Rusya gibi rakiplerin elini güçlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkileri, S-400 krizi ve Suriye politikası gibi konularda inişli çıkışlı bir seyir izledi. Trump’ın kişisel kâr odaklı yönetim anlayışı, Ankara’nın Washington’a duyduğu güveni zedeledi; özellikle ABD’nin NATO taahhütleri sorgulanır hale geldi. Türkiye, bu dönemde Rusya’ya yönelerek alternatif arayışlara girdi. Küresel ölçekte ise Trump’ın mirası, popülist liderlerin devlet kaynaklarını kişisel çıkarları için kullanmasına meşruiyet kazandırmış olabilir; bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından risk taşıyor.