Eski ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Lübnan’a yönelik son askeri operasyonunun “olmaması gerektiğini” söylerken, aynı anda İran ile nükleer bir anlaşmaya varılmasının hâlâ mümkün olduğu yönündeki iddiasını yineledi. Trump’ın bu açıklamaları, Orta Doğu’da artan gerginliklerin ve nükleer diplomasi çabalarının tam ortasında geldi. Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD’nin daha önceki taahhütlerini yerine getirmediğini vurgulayarak, mevcut şartlarda müzakerelerin bir faydası olmadığını ifade etti. Galibaf’ın bu sert çıkışı, İran’ın müzakere masasından çekilmeye ne kadar yakın olduğunu gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Trump’ın İran Politikası ve İsrail-Lübnan Çatışması
Donald Trump’ın başkanlık döneminde İran’a karşı “azami baskı” politikası izlenmiş ve ABD, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) tek taraflı olarak çekilmişti. Trump, seçim kampanyası sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalarda, İran ile yeni bir anlaşma yapmaya açık olduğunu ancak bunun öncekinden daha kapsamlı olması gerektiğini belirtmişti. Son yorumları, bu tutumunu koruduğunu gösteriyor.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırısı ise bölgede yeni bir gerilim dalgası yarattı. Saldırıda çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği ve altyapının büyük zarar gördüğü bildiriliyor. Trump, saldırıyı “olmaması gereken bir olay” olarak nitelendirirken, İsrail’in kendini savunma hakkını da dolaylı olarak tanıdı. Ancak bu saldırının, İran ile nükleer müzakereleri olumsuz etkileme potansiyeli bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran Nükleer Anlaşması ve Orta Doğu Dengeleri
İran Meclis Başkanı Galibaf’ın ABD’yi taahhütlerine uymamakla suçlaması, Tahran yönetiminin Washington’a duyduğu güvensizliğin bir yansıması. Galibaf, “ABD daha önce imzaladığı anlaşmadan çekildi ve yaptırımları sürdürüyor. Bu koşullarda yeni bir müzakere turunun anlamı yok,” diyerek İran’ın tutumunu netleştirdi.
Öte yandan Trump’ın “anlaşma hâlâ yakın” söylemi, İran’daki pragmatist kanadı ve diplomatik çözüm arayışlarını cesaretlendirebilir. Ancak İsrail-Lübnan çatışması, bölgedeki istikrarsızlığı artırarak müzakere sürecini baltalama riski taşıyor. Lübnan merkezli Hizbullah’ın İran’la yakın ilişkileri göz önüne alındığında, İsrail’in saldırısı Tahran’ı daha agresif bir tutuma itebilir.
Uzmanlar, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için hem ABD’nin hem İran’ın esneklik göstermesi gerektiğini vurguluyor. Ancak Trump’ın başkanlık döneminde uyguladığı azami baskı politikasının yaraları henüz sarılmış değil. İran, yaptırımların kaldırılması ve ekonomik garantiler olmadan müzakerelere geri dönmeyeceğini defalarca dile getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki istikrarsızlığı derinleştirme potansiyeli taşıyor. Türkiye, İsrail-Lübnan çatışmasında ateşkes çağrısı yaparken, İran ile ABD arasındaki nükleer pazarlıkların başarısızlıkla sonuçlanması bölgede yeni bir silahlanma yarışı veya askeri çatışma riskini artırabilir. Bu durum Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiler. Aynı zamanda Türkiye, İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürmekte, nükleer anlaşmanın akıbeti ise bu ilişkilerin geleceğini belirleyecek faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Ankara’nın, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi yönündeki beklentisinin, mevcut gerilim ortamında gerçekleşmesi zor görünüyor.