Küba, 70 yılı aşkın süredir ideolojik katılıkların gölgesinde ekonomik ve siyasi bir çıkmazda. Fidel Castro’nun 1959 devrimiyle başlayan sosyalist yönetim, ABD ambargosu ve içe kapanık politikalarla birleşince ada ekonomisi sürekli bir kriz halinde. Şimdi ise Donald Trump’ın başkanlığa dönüş ihtimali, Küba’nın kaderini değiştirebilecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Trump’ın pragmatik ve çoğu zaman sıra dışı diplomatik hamleleri, Küba’ya yönelik Soğuk Savaş dönemi politikalarını rafa kaldırabilir ve adayı ekonomik kalkınma yoluna sokabilir. Bu, sadece Kübalılar için değil, tüm Latin Amerika ve ABD için stratejik bir dönüşüm anlamına gelebilir.
Gelişmenin Arka Planı
Küba, 1962’den bu yana ABD ambargosu altında. 2014’te Barack Obama ve Raúl Castro arasında başlayan normalleşme süreci, Trump’ın ilk döneminde (2017-2021) büyük ölçüde tersine çevrildi. Trump, Obama’nın açılım politikalarını “kötü anlaşma” olarak nitelendirip ambargoyu sıkılaştırdı, seyahat ve ticaret kısıtlamalarını artırdı. Ancak şimdi, 2024 seçimlerine doğru ilerlerken, Trump’ın Küba’ya yönelik daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebileceği konuşuluyor. Bunun nedeni, Trump’ın ideolojik dogmalardan ziyade sonuç odaklı bir dış politika izlemesi. Örneğin, Kuzey Kore ile görüşmeleri veya Suudi Arabistan’a yönelik pragmatik tutumu, Trump’ın “Trumpian sinizm” olarak adlandırılan yaklaşımının tipik örnekleri. Aynı yaklaşım, Küba’da da işe yarayabilir: Ambargonun kaldırılması veya hafifletilmesi, adaya yatırım ve turizm akışını hızlandırabilir.
Küba ekonomisi, pandemi, turizm gelirlerindeki düşüş ve yaptırımlar nedeniyle dibe vurdu. 2021’de enflasyon %700’ü aştı, temel gıda ve ilaç kıtlığı yaşanıyor. Rejim, küçük özel girişimlere izin verse de ekonomik reformlar yetersiz. Bu ortamda, Trump’ın bir “büyük anlaşma” ile Küba’ya yaptırımları hafifletmesi, adanın Çin ve Rusya’ya olan bağımlılığını azaltabilir ve ABD için stratejik bir kazanım olur. Zira Havana, Moskova ve Pekin ile giderek daha sıkı ilişkiler kuruyor. Trump, bu bağları koparmak için Küba’ya ekonomik bir can simidi atabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump’ın Küba politikasının değişmesi, Latin Amerika’da dengeleri altüst eder. ABD’nin ambargo politikası, 1996’dan beri Helms-Burton Yasası ile küresel bir boyut kazanmıştı. Bu yasa, Küba ile ticaret yapan üçüncü ülke şirketlerine de yaptırım uygulanmasını öngörüyordu. Trump’ın bu yasayı yumuşatması veya ABD’nin ambargoyu tek taraflı kaldırması, AB’nin ve Latin Amerika ülkelerinin tepkilerini azaltır. Özellikle Meksika, Brezilya ve Arjantin gibi ülkeler, Küba ile ticaretlerini artırmak isteyecektir. Ayrıca, Küba’nın açılması, Karayipler bölgesinde turizm ve lojistik merkezi olma potansiyelini ortaya çıkarır.
Küresel boyutta ise bu, ABD’nin “düşman” olarak gördüğü rejimlere yönelik yaklaşımında bir kırılma yaratabilir. Trump’ın İran, Venezuela veya Kuzey Kore ile benzer pragmatik hamleler yapması beklenebilir. Ancak Küba örneği, Soğuk Savaş’ın son kalıntılarından biri olduğu için sembolik önemi büyük. Eğer Trump, Küba’ya yaptırımları kaldırırsa, bu, ABD’nin ideolojik düşmanlıkları bir kenara bırakarak reel politiğe yöneldiğinin işareti olur.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba’nın açılması, Türkiye’nin Latin Amerika ile ilişkileri açısından fırsatlar doğurabilir. Türkiye, son yıllarda bölgeye yönelik diplomatik ve ticari açılımını sürdürüyor; Küba ile 2024’te 50 milyon doları aşan ticaret hacmi var. Trump’ın ambargoyu hafifletmesi halinde, Türk iş dünyası Küba’da turizm, inşaat ve tarım alanlarında yeni yatırımlar yapabilir. Ayrıca, ABD’nin Küba politikasındaki değişim, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini de etkileyebilir; Washington’un pragmatik bir dış politika benimsemesi, Türkiye’nin bazı konularda (örneğin S-400 krizi) elini güçlendirebilir. Ancak Türkiye’nin Küba’ya yönelik politikası, ABD’nin tutumuna bağımlı olmamalı; Ankara, bağımsız bir Latin Amerika stratejisi izlemeye devam etmelidir.