Donald Trump, Kasım ayında Çin'in Shenzhen kentinde düzenlenecek APEC zirvesine katıldığında, bu hafta Washington'dan ayrılan ve görkemli ama somut kazanımlardan yoksun bir devlet ziyareti gerçekleştiren Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'den daha da özgüvenli bir liderle karşılaşacak. Uzmanlara göre, Xi'nin bu özgüveni üç temel faktörden kaynaklanıyor: Çin'in ekonomik toparlanması, diplomatik açılımları ve ABD'nin iç siyasi belirsizliği.
Ekonomik Toparlanma ve Teknolojik Atılım
Çin ekonomisi, pandemi sonrası dönemde beklenenden hızlı bir toparlanma gösterdi. Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesi 2025'in ilk yarısında yüzde 5,5'e ulaşarak hükümetin yıllık hedefini aştı. Özellikle yeşil enerji, elektrikli araçlar ve yapay zeka alanlarındaki yatırımlar, Çin'in küresel tedarik zincirindeki konumunu güçlendirdi. ABD'nin çip ihracatına yönelik kısıtlamalarına rağmen, Huawei gibi şirketler kendi gelişmiş yarı iletkenlerini üretmeyi başardı. Bu durum, Xi'nin ABD ile teknoloji rekabetinde elini rahatlattı.
Diplomatik Açılımlar ve Küresel Güney ile İlişkiler
Çin, son iki yılda Küresel Güney ülkeleriyle ilişkilerini önemli ölçüde derinleştirdi. BRICS+ genişlemesi, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yeni anlaşmalar ve Orta Doğu'da arabuluculuk girişimleri, Pekin'in diplomatik etki alanını genişletti. Ayrıca, Avrupa ülkeleriyle ticaret ve yatırım anlaşmaları imzalanarak ABD'nin Çin'i izole etme çabaları kısmen boşa çıkarıldı. Xi, bu diplomatik başarılarla Trump'ın karşısına daha güçlü bir pozisyonda çıkacak.
ABD'nin İç Siyasi Belirsizliği ve Ticaret Baskıları
ABD'de 2026 ara seçimleri yaklaşırken, Trump yönetimi iç politikada artan baskılarla karşı karşıya. Enflasyon ve faiz oranlarındaki dalgalanmalar, ekonomik istikrarsızlık endişelerini artırıyor. Ayrıca, Trump'a yönelik devam eden hukuki süreçler ve Kongre'deki partizan çekişmeler, Washington'un dış politika kapasitesini sınırlıyor. Çin, bu durumu fırsat bilerek ticaret müzakerelerinde daha sert bir tutum sergileyebilir. Özellikle tarife indirimleri ve teknoloji transferi konularında Pekin'in taviz vermeye daha az istekli olması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
APEC zirvesi, Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik işbirliğini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Çin, ev sahibi olarak gündemi belirleme avantajına sahip. Xi, bu platformu kullanarak bölge ülkelerine ABD'nin korumacı politikalarına karşı alternatif bir vizyon sunabilir. Öte yandan, Trump yönetimi, Çin'in teknolojik ve askeri yükselişini dengelemek için Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi müttefikleriyle işbirliğini güçlendirmeye çalışacak. Ancak, Çin'in ekonomik cazibesi ve bölgesel bağlantı projeleri, ABD'nin bu çabalarını zorlaştırıyor.
Uzmanlar, APEC zirvesinin iki lider arasında doğrudan bir hesaplaşmadan ziyade, küresel ekonomik düzenin geleceğine dair bir güç gösterisi olacağını belirtiyor. Çin, çok kutuplu bir dünya düzenini teşvik ederken, ABD ittifak sistemini korumaya odaklanacak. Zirve sonrası açıklanacak ortak bildiri, iki ülkenin rekabet içinde işbirliği yapma kapasitesini göstermesi açısından kritik olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, stratejik konumu ve Batı ile Doğu arasındaki denge politikası sayesinde iki büyük güç arasında bir denge unsuru olabilir. Özellikle enerji, altyapı ve teknoloji alanlarında Çin ile işbirliğini artırabilir. Ancak, ABD ile ilişkilerde savunma sanayii ve yaptırımlar konusunda yaşanabilecek gerilimler, Ankara'nın manevra alanını sınırlayabilir. Ayrıca, ABD-Çin ticaret savaşının küresel ekonomiyi yavaşlatması, Türkiye'nin ihracat pazarlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, denge politikasını sürdürerek her iki tarafla diyaloğu açık tutmalı.