ABD Başkanı Donald Trump, 19 Ağustos 2026'da yaptığı açıklamada, İran'a finansal kurumları, işletmeleri, havalimanları veya hükümet kuruluşları aracılığıyla herhangi bir destek sağlayan ülkeleri ağır ekonomik yaptırımlarla tehdit etti. Trump, "Buna derhal son verilmeli" ifadeleriyle İran'a yönelik azami baskı politikasını yeniden alevlendirdi. Ancak bu çağrının etkili olup olmayacağı konusunda ciddi şüpheler var.
Yaptırım Çağrısının Arka Planı
Trump'ın açıklaması, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine yönelik uzun süredir devam eden ABD baskısının son halkası. 2018'de ABD'nin tek taraflı olarak Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmesinin ardından İran ekonomisi üzerindeki yaptırımlar katlanarak arttı. Ancak bu yaptırımların İran'ın davranışını değiştirmediği, aksine ülkeyi daha da izole ederek bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini derinleştirdiği görülüyor.
Uzmanlara göre, Trump'ın son çağrısı, İran'ın Çin, Rusya ve bazı Avrupa ülkeleriyle olan ticari bağlarını koparmayı hedefliyor. Fakat bu ülkelerin çoğu, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarını tanımadıklarını ve İran ile meşru ticaret yapmaya devam edeceklerini açıkça beyan etti. Özellikle Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve yaptırımlara rağmen ticaretini sürdürüyor.
Trump yönetimi, yaptırımların etkisini artırmak için ikincil yaptırımlara başvurmayı planlıyor. Ancak bu tür yaptırımların ABD ile müttefikleri arasında gerilim yaratma riski yüksek. Avrupa Birliği, 2018'den bu yana İran ile ticaretin sürdürülmesi için INSTEX adlı bir ödeme mekanizması kurmuştu; bu mekanizma tam olarak işlemese de ABD'nin yaptırımlarına karşı bir duruş sergiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran, yaptırımlara karşı direncini artırmak için bölgesel müttefikleriyle ekonomik ve askeri işbirliğini güçlendirdi. Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla etkisini koruyan Tahran, aynı zamanda Rusya ve Çin ile stratejik ortaklıklarını derinleştirdi. 2021'de Çin ile imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşması, İran'ın yaptırımlara karşı ekonomik direncini artırmayı amaçlıyor.
Trump'ın çağrısı, İran'ın nükleer programını ilerletme hızını kesmeyi hedeflese de, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğuna dair bir işaret yok. Aksine, İran son yıllarda zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkardı ve nükleer silah üretme eşiğine yaklaştığına dair endişeler artıyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin denetimlerin kısıtlandığını ve ülkenin şeffaflıktan uzaklaştığını raporladı. Bu durum, diplomatik çözüm arayışlarını zorlaştırıyor.
Öte yandan, ABD'nin tek taraflı yaptırım tehditleri, küresel ticaret sistemine olan güveni sarsıyor. Birçok ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak için alternatif ödeme sistemleri geliştirmeye yöneldi. Bu eğilim, uzun vadede ABD'nin finansal hegemonyasını zayıflatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşan ve ekonomik ilişkileri önemli olan bir ülke. ABD'nin yaptırım tehditleri, Türkiye'nin İran ile olan ticaretini ve enerji ithalatını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, daha önce ABD'nin İran yaptırımlarına uymadığı için yaptırımlarla karşılaşmıştı. Bu yeni tehdit, Türkiye'nin dış politikasında denge arayışını zorlaştırabilir. Ayrıca, İran'ın istikrarsızlaşması, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırabilir ve bölgesel göç dalgalarını tetikleyebilir. Türkiye'nin, ABD ile İran arasında bir denge kurması ve kendi ekonomik çıkarlarını koruması gerekiyor.