ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın 'kurnaz müzakereciler' olduğunu belirterek, Tahran'a karşı mevcut seçeneklerinin ekonomik olarak çöküşe izin vermek ya da 'gerçekten çok sert vurmak' olduğunu söyledi. Reuters'ın 11 Ağustos'ta yayımladığı ve pazartesi gecesi kamuoyuyla paylaşılan röportajda Trump, İran ile devam eden gerilimde izlenebilecek yolları değerlendirdi. Cumhuriyetçi lider, görünüşte 'sadece ilerlemek' ve Tahran'ın ekonomik olarak başarısız olmasına izin vermek seçeneğini de içeren bir yelpazede karar verebileceklerini ifade etti. Bu açıklamalar, İran'ın nükleer programı konusundaki uzun süredir devam eden müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından geldi.
Arka plan: Gerilim tırmanıyor
ABD Başkanı'nın bu yorumları, İran ile Batı arasındaki nükleer müzakerelerin kritik bir dönemeçte olduğu bir sırada geldi. Trump, görev süresi boyunca İran'a karşı 'maksimum baskı' politikası izlemiş, 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmiş ve ardından ağır ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. Bu politikalar, İran ekonomisini ciddi şekilde zayıflatmış, döviz kurlarında çöküşe ve günlük hayatta enflasyonun artmasına yol açmıştı. Öte yandan, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması, bölgedeki gerginliği daha da tırmandırmıştı. Trump'ın bu son açıklamaları, Beyaz Saray'ın Tahran'a yönelik stratejisinde hâlâ net bir yol haritası olmadığını, ancak askeri seçeneğin masada olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, Trump'ın 'çok sert vurmak' ifadesinin muğlak olduğunu, ancak ABD'nin İran'a yönelik potansiyel bir askeri müdahalesinin Orta Doğu'da geniş çaplı bir çatışmayı tetikleyebileceğini belirtiyor. İran'ın devrim muhafızları, ABD'nin olası bir saldırısına karşılık verecekleri konusunda defalarca uyarılarda bulunmuş durumda. Ayrıca, İran'ın bölgesel müttefikleri (örneğin Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler) aracılığıyla misilleme kabiliyetine sahip olduğu biliniyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve müttefiklerini tehlikeye atabilir.
Ekonomik çöküş seçeneği ve bölgesel dinamikler
Trump'ın 'ekonomik olarak çökmelerine izin vermek' seçeneği, mevcut yaptırım rejiminin daha da sıkılaştırılmasını içerebilir. Bu, İran'ın enerji ihracatını tamamen durdurmayı, uluslararası bankacılık sisteminden izolasyonunu derinleştirmeyi ve İran merkez bankasının döviz rezervlerine erişimini kısıtlamayı kapsayabilir. Böyle bir politika, İran halkı üzerindeki ekonomik baskıyı artıracak ve potansiyel olarak rejim içinde istikrarsızlığa yol açabilecek toplumsal huzursuzluğu tetikleyebilir. Ancak geçmişte uygulanan benzer yaptırımlar, rejimi yıkmak yerine radikalleştirmiş ve nükleer programda taviz vermeye zorlayamamıştır.
Öte yandan, İran'da yaşanan ekonomik kriz, toplumsal protestolarla sonuçlanmış; hükümet, baskıcı önlemlerle bu protestoları bastırmıştı. İran yönetimi, dış baskıya karşı 'direniş ekonomisi' söylemini benimsemiş ve yaptırımlara rağmen hayatta kalmanın yollarını aramıştır. Çin ve Rusya ile olan ilişkiler, İran'ın ekonomik izolasyonunu bir ölçüde hafifletmiş; bu ülkeler İran petrolünün bir kısmını satın almaya devam etmiştir. Trump'ın 'ekonomik çöküş' seçeneğinin ne kadar etkili olabileceği, uluslararası toplumun bu yaptırımlara uyum sağlama derecesine bağlı görünüyor.
Trump'ın açıklamaları, İran'ın müzakere masasına geri dönmesi için zorlama unsuru olarak da yorumlanabilir. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, daha önce ABD'nin ilk diplomatik adımı atması gerektiğini söylemişti. Ancak Trump'ın bu sözleri, müzakereci tonda olmaktan uzak; daha çok, İran'a yönelik bir tehdit ve uyarı niteliği taşıyor. Bu durum, taraflar arasındaki güvensizliği artırıyor ve müzakerelerin yeniden başlaması ihtimalini zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın İran'a yönelik bu açıklamaları, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile komşu bir ülke olarak ekonomik ve ticari ilişkilere sahip; özellikle doğalgaz ithalatında İran'a bağımlı. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırması, Türkiye'nin enerji tedarikini ve ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, olası bir askeri müdahale, bölgede yeni bir mülteci akınına ve istikrarsızlığa yol açabilir; bu da Türkiye'nin güvenliğini tehdit eder. Türkiye, İran ile arasındaki sınır güvenliğine önem veriyor; ayrıca Suriye ve Irak'ta farklı grupları destekleyen iki ülke, bu dosyalarda zaman zaman karşı karşıya geliyor. Bu nedenle Ankara, İran'da rejim değişikliği yerine istikrarın korunmasını tercih ediyor. ABD-İran gerginliğinin artması, Türkiye'yi diplomatik olarak da zor bir konuma sokabilir.