Orta Doğu Gözlemevi'nin (Middle East Eye) aktardığı kaynaklara göre, Suudi Arabistan, Yemen'deki ihtilafın çözümüne yönelik olarak hazırlanan Mekke Anlaşması'na Mısır'ın dahil edilmesine açıkça karşı çıktı. Bu gelişme, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiren ve Körfez ülkeleri arasındaki rekabeti derinleştiren bir hamle olarak değerlendiriliyor. Anlaşmanın, Yemen'in güneyindeki ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi (STC) ile uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti arasında arabuluculuk yapmayı amaçladığı belirtiliyor. Ancak Suudi Arabistan'ın, Mısır'ın sürece dahil olmasını istememesi, anlaşmanın kapsamını ve uygulanabilirliğini doğrudan etkileyen kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Suudi Arabistan'ın Tutumu
Mekke Anlaşması, Yemen'deki iç savaşta taraflar arasında ateşkes sağlamak ve siyasi geçiş sürecini desteklemek amacıyla Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde yürütülen diplomatik çabaların bir parçası olarak gündeme gelmişti. Anlaşmanın, özellikle Aden merkezli hükümet ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) desteklediği STC arasındaki gerginliği azaltması bekleniyor. Ancak kaynaklara göre Riyad yönetimi, Mısır'ın bu sürece dahil edilmesinin kendi nüfuzunu zayıflatacağını düşünerek bu fikre sıcak bakmadı. Suudi yetkililer, Mısır'ın bölgedeki askeri ve siyasi ağırlığının, anlaşmanın Suudi liderliğindeki denklemini değiştirebileceği endişesini taşıdı. Bu tutum, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki krizde başat aktör olarak kalma isteğinin bir yansıması olarak yorumlanıyor.
Mısır'ın ise Yemen'deki gelişmelere doğrudan müdahil olmak istediği biliniyor. Kahire yönetimi, Kızıldeniz güvenliği ve Babülmendep Boğazı'nın kontrolü açısından Yemen'deki istikrarı kendi ulusal güvenliği için hayati görüyor. Mısır'ın anlaşmaya dahil edilmesi, özellikle STC ile hükümet arasındaki görüşmelerde dengeleyici bir rol üstlenmesi anlamına gelebilirdi. Ancak Suudi Arabistan'ın bu hamlesi, Mısır'ın bölgedeki etkinliğini sınırlandıran bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Riyad'ın bu tutumunun, Kahire ile son yıllarda gelişen yakın ilişkilere rağmen, Yemen dosyasında kendi önceliklerini koruma isteğinden kaynaklandığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu anlaşmazlık, Orta Doğu'da bölgesel güçler arasındaki rekabetin ne denli derin olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında Yemen'deki nüfuz mücadelesi, anlaşmanın uygulanmasını zorlaştıran en önemli faktörlerden biri. BAE, STC'ye verdiği destekle Yemen'in güneyinde etkinliğini artırırken, Suudi Arabistan ise uluslararası alanda tanınan hükümeti destekleyerek kendi kontrolünü pekiştirmeye çalışıyor. Mısır'ın sürece dahil edilmesi, bu iki ülke arasındaki dengeyi değiştirebilirdi; ancak Suudi Arabistan'ın bu girişimi engellemesi, mevcut güç dengesinin korunmasına yönelik bir adım olarak görülüyor.
Öte yandan, bu gelişmenin bölgesel barış çabalarına etkisi de tartışılıyor. BM öncülüğündeki barış sürecinin sekteye uğradığı bir dönemde, Mekke Anlaşması'nın akıbeti Yemen'deki insani krizin derinleşmesine yol açabilir. Suudi Arabistan'ın Mısır'a karşı takındığı bu tutum, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasındaki dayanışmayı da olumsuz etkileyebilir. Mısır'ın Arap Birliği'ndeki geleneksel liderlik rolü göz önüne alındığında, bu hamlenin bölgesel ittifaklarda yeni kırılmalara neden olabileceği ifade ediliyor. Ayrıca, İran'ın Yemen'deki Husilere verdiği destek, bölgesel rekabetin bir başka boyutunu oluşturuyor; Suudi Arabistan'ın bu tutumu, İran karşıtı cephede de birliği zayıflatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın Mısır'ı Mekke Anlaşması'na dahil etmek istememesi, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından da önemli sinyaller içeriyor. Ankara, Kahire ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme çabasında; ancak bu tür bir gelişme, Mısır'ın bölgesel rolünün sınırlandığı bir ortamda Türkiye'nin pozisyonunu etkileyebilir. Türkiye, Yemen'deki krize doğrudan müdahil olmasa da, bölgedeki istikrarın sağlanması ve Körfez güvenliği konularında duyarlıdır. Suudi Arabistan'ın bu tavrı, bölgesel ittifakların yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerinde dengeli bir politika izlemesini gerektirebilir. Ayrıca, Mısır'ın dışlanması, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının bölgesel yansımaları açısından da incelenmelidir.