ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı yürüttüğü savaşın sona ermesini 2026 ara seçimlerine bağladı. Ancak İran'ın dirençli tutumu nedeniyle siyasi maliyet her geçen gün artıyor. Trump yönetimi, Tahran'a yönelik askeri ve ekonomik baskıyı sürdürürken, İran nükleer programı ve bölgesel politikalarından geri adım atmıyor. Bu durum, seçim öncesi Amerikan kamuoyunda ve Kongre'de tartışmalara yol açıyor.
Savaşın Arka Planı ve Trump'ın Stratejisi
Trump, 2025 yılında yeniden Beyaz Saray'a döndükten sonra İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını yeniden canlandırdı. 2026'nın başlarında ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik sınırlı hava saldırıları düzenlendi. Bu saldırılar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yavaşlatmayı amaçlıyordu. Ancak İran, saldırılara rağmen nükleer programını durdurmadı; hatta bazı uzmanlara göre daha da hızlandırdı. Trump, savaşın "kısa sürede" biteceğini ve İran'ın "diz çökeceğini" iddia etmişti. Fakat Tahran yönetimi, ekonomik yaptırımlara ve askeri baskılara rağmen direniyor. İran, balistik füze denemelerini sürdürüyor ve bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla ABD ve müttefiklerine yönelik tehditlerini artırıyor.
Trump, savaşın sona ermesini 2026 ara seçimlerine bağlayarak, seçmenlere "güçlü lider" imajı vermeyi hedefliyor. Ancak savaşın uzaması, hem askeri hem de ekonomik maliyetleri artırıyor. ABD Savunma Bakanlığı verilerine göre, operasyonlar için ayrılan bütçe 2026'nın ilk çeyreğinde 50 milyar doları aştı. Üstelik Amerikan askerlerinin bölgede artan varlığı, İran yanlısı milislerin saldırılarına maruz kalıyor. Son altı ayda Irak ve Suriye'deki ABD üslerine yönelik 40'tan fazla saldırı rapor edildi.
İran'ın Direnci ve Bölgesel Dengeler
İran, ABD'nin baskılarına karşı koymak için çeşitli stratejiler izliyor. Öncelikle, nükleer müzakereleri askıya aldı ve uranyum zenginleştirme oranını %60'ın üzerine çıkardı. Ayrıca, Rusya ve Çin ile askeri ve ekonomik işbirliğini derinleştirdi. İran Dışişleri Bakanı, "ABD'nin zorbalığına boyun eğmeyeceğiz" açıklamasıyla kararlılığını gösterdi. Bölgesel olarak ise İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçleri aracılığıyla ABD'nin müttefiklerine (İsrail, Suudi Arabistan) gözdağı veriyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik daha sert bir müdahale için ABD'yi sıkıştırıyor. Suudi Arabistan ise petrol tesislerine yönelik olası İran saldırılarından endişeli.
Diğer yandan, ABD'nin Avrupa müttefikleri, savaşın genişlemesinden rahatsız. Almanya ve Fransa, diplomatik çözüm çağrısı yapıyor. Ancak Trump yönetimi, Avrupa'nın çağrılarını "zayıflık" olarak nitelendiriyor. ABD Kongresi'nde ise hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçiler, savaşın anayasal yetki sınırlarını aştığını savunuyor. Temsilciler Meclisi'nde, savaş yetkisini kısıtlayan bir yasa tasarısı gündemde. Bu tasarı, Trump'ın İran politikasını zorlaştırabilir.
Seçimler ve Siyasi Maliyet
2026 ara seçimleri, Trump için bir referandum niteliğinde. Ekonomi, göç ve sağlık gibi konular seçmenin öncelikli gündem maddeleri. Ancak İran savaşı, bu gündemleri gölgeleyebilir. Anketler, Amerikan halkının çoğunluğunun yeni bir savaşa karşı olduğunu gösteriyor. Son kamuoyu araştırmalarına göre, seçmenlerin %58'i İran'a yönelik askeri müdahaleyi onaylamıyor. Ayrıca, savaşın ekonomiye etkisi de hissediliyor: petrol fiyatları dalgalı, enflasyon baskısı sürüyor. Cumhuriyetçi Parti içinde, Trump'ın savaş politikasına karşı çıkan kanat giderek güçleniyor. Özellikle genç Cumhuriyetçiler ve muhafazakar libertaryenler, "sonsuz savaşlar"a karşı çıkıyor. Demokratlar ise Trump'ı "dikkatsiz ve stratejisiz" olmakla suçluyor. Başkan Trump, seçim kampanyasında "savaşı bitiren lider" olarak görünmek istiyor, ancak İran'ın direnci bu hedefi zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için kritik sonuçlar doğuruyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve iki ülke arasında önemli ticaret hacmi var. Savaşın uzaması, bölgede istikrarsızlığı artırarak Türkiye'ye yönelik mülteci akınını tetikleyebilir. Ayrıca, enerji fiyatlarındaki dalgalanma, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetini yükseltebilir. Türkiye, hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor; ancak savaşın derinleşmesi, Ankara'nın diplomatik manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin, bölgesel barış için aktif diplomasi yürütmesi ve olası bir göç dalgasına karşı hazırlıklı olması gerekiyor.