Donald Trump'ın İran'a yönelik askeri operasyonları, ABD Donanması'nın bütçesini endişe verici bir hızla tüketiyor. Belgeler ve üst düzey yetkililerle yapılan görüşmelere dayanan özel habere göre, hesaptaki fonlar hızla azalıyor ve net bir sonu olmayan bir savaşı finanse etmek, Pentagon'un karşı karşıya olduğu en büyük zorluk olarak öne çıkıyor. Uzmanlar ve eski yetkililer, bu durumun ABD'nin askeri hazırlığını ve küresel güvenlik dengelerini ciddi şekilde etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
Savaşın maliyeti ve bütçe üzerindeki baskı
ABD Donanması, İran'a yönelik artan operasyonları nedeniyle olağanüstü bir mali yük altına girdi. Kızıldeniz'deki Husi hedeflerine yönelik saldırılar, Basra Körfezi'ndeki devriyeler ve İran'a yönelik artan yaptırımların askeri boyutu, donanmanın yakıt, mühimmat ve bakım gibi temel giderlerini katladı. Özellikle son aylarda gerçekleştirilen füze saldırılarının maliyeti, her bir güdümlü füzenin milyonlarca dolara mal olması nedeniyle bütçede derin yaralar açtı.
Uzmanlara göre, bu harcamalar sürdürülemez bir noktaya ulaşmış durumda. Eski bir ABD Donanma Bakanı, 'Donanma, savaşın maliyetini karşılamak için diğer kritik programları ertelemek zorunda kalıyor. Bu, uzun vadede filonun modernizasyonunu ve savaş hazırlığını tehlikeye atıyor' ifadelerini kullandı. Belgelerde, donanmanın 2025 mali yılı bütçesinin büyük bir kısmının İran'a yönelik operasyonlara ayrıldığı ve bu durumun denizaltı, gemi inşası ve eğitim programlarında kesintilere yol açtığı belirtiliyor.
Pentagon yetkilileri, Kongre'den ek ödenek talebinde bulunacaklarını ancak bu ek fonların bile savaşın maliyetini karşılamaya yetmeyeceğini kabul ediyor. Savaşın bir 'son oyunu' olmadığını savunan eski yetkililer, İran'a yönelik baskının sürekli bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çekiyor. Bu durum, ABD'nin Pasifik'te Çin'e karşı stratejik önceliklerinden sapmasına yol açarak, küresel askeri dengeyi değiştirebilir.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'nin İran'a yönelik askeri harcamalarındaki bu artış, sadece Amerikan ekonomisini değil, tüm bölgesel dengeleri etkiliyor. Basra Körfezi'ndeki müttefikler, ABD'nin bu yoğun müdahalesini endişeyle izlerken, bölge ülkeleri kendi savunma harcamalarını artırma yoluna gidiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin son aylarda yaptığı büyük silah alımları, bu gerilimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, İran'ın da benzer şekilde maliyetli bir savunma hattı oluşturması, iki ülke arasındaki gerilimin sadece askeri değil, ekonomik bir boyutu olduğunu gösteriyor. İran ekonomisi, ABD yaptırımları nedeniyle zaten zor durumdayken, olası bir büyük çaplı çatışma, küresel enerji piyasalarını alt üst edebilir. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması senaryosunun petrol fiyatlarını rekor seviyelere taşıyabileceğini ve dünya ekonomisini resesyona sürükleyebileceğini belirtiyor.
Avrupa ve Asya'daki müttefikler ise ABD'nin bu tek taraflı tutumundan rahatsızlık duyuyor; ancak NATO'nun ortak savunma harcamaları hedefini tutturmaya çalışan Avrupalı ülkeler, ABD'nin İran'a karşı olası bir savaşında yer almama yönünde sinyaller veriyor. Bu durum, Atlantik ittifakında derin bir güven bunalımına işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve artan askeri gerilimi nedeniyle iki ülke arasındaki sıkışık bir konumda bulunuyor. İran'la ekonomik ilişkileri ve enerji bağımlılığı, Türkiye'nin ABD'nin sert baskısına direnmesine yol açarken, aşırı gerilim bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Türkiye, özellikle Irak ve Suriye'deki gelişmelerden etkileniyor; İran'ın olası bir çatışmada bölgeyi istikrarsızlaştırması, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını zedeleyebilir. Ayrıca, ABD donanmasının Hürmüz Boğazı'na odaklanması, Türkiye'nin enerji ticaret yollarını dolaylı etkileyebilir. Türkiye'nin diplomatik girişimlerle gerilimi azaltma çabaları, bu bağlamda daha da önem kazanıyor.