ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın İran'ı geçici bir barış anlaşması müzakerelerini kasıtlı olarak uzatmakla suçlamasının ardından, ikinci gün üst üste İran topraklarındaki “birden çok” hedefe hava saldırıları düzenledi. Bloomberg muhabiri Abeer Abu Omar'ın aktardığına göre, son 48 saatte art arda gelen bu saldırılar, Washington ile Tahran arasında aylardır süren dolaylı müzakerelerin çökme noktasına geldiğini gösteriyor. Trump yönetimi, İran'ın müzakere masasında zaman kazanmaya çalıştığını ve bu süreçte nükleer programını ilerlettiğini öne sürüyor.
Saldırıların Arka Planı ve Hedefleri
Pentagon'dan yapılan resmî açıklamada, saldırıların İran'ın “gelişmiş drone (SİHA) üretim tesisleri” ve “balistik füze lojistik depoları” olarak tanımlanan noktalara yönelik olduğu belirtildi. İlk dalga saldırılarda İran'ın orta kesimlerindeki İsfahan ve güneydeki Şiraz kentleri yakınlarında patlamalar duyulduğu bildirildi. İkinci günkü operasyonlarda ise özellikle İran'ın doğusundaki Sistan-Beluçistan eyaletindeki hedeflerin vurulduğu ifade ediliyor. İran resmî ajansı İRNA, saldırılarda en az 12 askerî personelin hayatını kaybettiğini, 30'dan fazla kişinin yaralandığını duyurdu. ABD ise kayıplara ilişkin henüz resmî bir açıklama yapmadı.
Bu gelişme, Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana tırmanan ABD-İran geriliminde yeni bir zirve noktasına işaret ediyor. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İran barış istemiyor, sadece zaman kazanıp nükleer silah üretmek istiyor. Biz de onlara gereken cevabı veriyoruz” ifadelerini kullandı. Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, saldırıları “uluslararası hukukun açık ihlali” olarak nitelendirerek, Tahran'ın meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu belirtti.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD saldırıları, zaten kırılgan olan Ortadoğu'daki güç dengelerini altüst etme potansiyeli taşıyor. İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in “savaş istemiyoruz ama gerektiğinde her türlü seçenek masada” mesajı, taraflar arasında doğrudan bir çatışma riskini artırıyor. Bölgedeki ABD müttefiki ülkeler, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaparken; Rusya ve Çin, ABD'yi “provokatif eylemlerle” suçlayarak İran'a destek sinyali verdi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, acilen ateşkes çağrısında bulundu ve tarafları müzakerelere dönmeye davet etti.
Uzmanlar, bu saldırıların İran'ı nükleer programını daha da hızlandırmaya itebileceği uyarısında bulunuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, tüm taraflara itidal çağrısı yaparken, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin izlenmesinin artık neredeyse imkânsız hale geldiğini ifade etti. Brent petrol fiyatları saldırı haberlerinin ardından varil başına 95 doları aşarak son üç ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Küresel piyasalarda risk iştahı azalırken, altın fiyatları güvenli liman talebiyle yükselişe geçti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik bu son saldırıları, Türkiye için doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturmasa da bölgesel istikrarı derinden sarsacak niteliktedir. Türkiye, İran ile 560 kilometrelik ortak kara sınırına sahip olması nedeniyle, olası bir sığınmacı akını, terör gruplarının hareketlenmesi ve enerji ticaretinde aksamalar gibi sonuçlarla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca Ankara, Suriye ve Irak'taki nüfuz mücadelesinde Tahran'la zaman zaman rekabet etse de son dönemde normalleşme adımları atıyordu. Bu saldırılar, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü zora sokarken, enerji maliyetlerindeki artış ve İran'dan doğal gaz ithalatında yaşanabilecek kesintiler Türk ekonomisi için ilave risk anlamına geliyor. Ankara'nın, bir yandan NATO müttefiki ABD ile ittifak dengelerini gözetirken, diğer yandan İran'la sınır güvenliği ve enerji işbirliğini sürdürme hassasiyeti, bu krizde Türk dış politikasını en zorlu sınavlardan birine sokuyor.