ABD Başkanı Donald Trump, Salı günü yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın parası üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu ve Washington'ın, iki ülke askeri bir çatışmanın içindeyken fiilen Tahran'ın bankacısı gibi davrandığını iddia etti. Anadolu Ajansı'nın haberine göre Trump, bir röportajda, "Paralarını, ellerinde bulunanları, ki bu çok fazla, kontrol ediyoruz" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD ile İran arasındaki gerilimin askeri boyuta taşındığı bir dönemde, ekonomik yaptırımların ve finansal baskının boyutunu gözler önüne serdi. Trump'ın bu sözleri, İran'ın uluslararası finansal varlıklarının dondurulması ve bu fonların kullanımına ilişkin kısıtlamaların devam ettiği bir bağlamda geldi.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları, özellikle 2018'de dönemin Başkanı Trump'ın nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmesinin ardından sert bir şekilde artırıldı. Bu süreçte İran'ın ham petrol ihracatı büyük ölçüde engellendi, bankacılık işlemleri kısıtlandı ve birçok İran varlığı donduruldu. Trump'ın "paralarını kontrol ediyoruz" ifadesi, bu ekonomik baskının en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. İran'ın yurtdışındaki döviz rezervleri, özellikle Güney Kore, Japonya ve Avrupa'daki bankalarda tutulan milyarlarca dolarlık varlıklar, ABD yaptırımları nedeniyle dondurulmuş durumda. Bu fonların İran'ın ihtiyaçları için kullanılması, ABD'nin iznine tabi. Uzmanlar, bu durumun İran ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu ve ülkenin dış ticaretini olumsuz etkilediğini belirtiyor.
İki ülke arasındaki askeri gerilim ise son haftalarda tırmanışa geçti. İran'ın, ABD'nin bölgedeki askeri varlıklarına yönelik saldırıları ve ABD'nin İranlı komutan Kasım Süleymani'yi öldürmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. Trump'ın bu açıklaması, askeri çatışmanın yanı sıra ekonomik savaşın da sürdüğünü ortaya koyuyor. ABD, İran'ın nükleer programını durdurmayı ve bölgesel nüfuzunu sınırlamayı hedeflerken, ekonomik yaptırımlar bu politikaların en önemli aracı olarak öne çıkıyor. Ancak bazı analistler, bu tür açıklamaların İran'daki rejim karşıtı eylemleri teşvik etmekten çok, rejimin elini güçlendirdiğini savunuyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
ABD'nin İran üzerindeki ekonomik kontrolü, yalnızca ikili ilişkileri değil, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası ticareti de etkiliyor. İran, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip ülkelerinden biri. Yaptırımlar nedeniyle İran'ın enerji ihracatındaki düşüş, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oluyor. Ayrıca, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarından etkileniyor; özellikle İran'la ticaret yapan Avrupalı şirketler, ABD'nin ikincil yaptırımlarına maruz kalmamak için riskli bir süreçle karşı karşıya.
Bölgesel açıdan bakıldığında, İran'ın ekonomik olarak zayıflaması, Orta Doğu'daki güç dengesini de değiştiriyor. Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkeler, İran'ın bölgesel nüfuzunun azalmasından memnuniyet duyarken, İran'ın müttefikleri olan Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki gruplar bu durumdan olumsuz etkileniyor. Trump'ın bu açıklaması, ABD'nin İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasının bir parçası olarak görülüyor. Ancak bu politikaların uzun vadede bölgede istikrarsızlığı artırma riski bulunuyor. İran'ın ekonomik sıkıntılarının, özellikle nükleer programı konusunda uluslararası müzakereleri yeniden başlatma ihtimalini zayıflatabileceği de belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu bir ülke olarak bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. ABD'nin İran'a uyguladığı ekonomik yaptırımlar, Türkiye'nin İran'la olan ticaretini, özellikle doğalgaz ve petrol ithalatını olumsuz etkiliyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor; ancak yaptırımlar nedeniyle bu ticaretin sürdürülebilirliği risk altında. Ayrıca, iki ülke arasındaki askeri gerilim, Türkiye'nin güvenliğini de tehdit ediyor; özellikle İran'ın Suriye ve Irak'taki faaliyetleri, Türkiye'nin sınır güvenliği açısından önemli. Türkiye, İran ve ABD arasındaki bu gerginlikte dengeli bir politika izlemeye çalışıyor; ancak ABD'nin İran üzerindeki ekonomik kontrolü, Türkiye'nin enerji tedarik güvenliğini ve bölgesel istikrarı doğrudan ilgilendiriyor. Bu nedenle, Türk dış politikası, İran'la olan ekonomik ilişkilerini korumaya çalışırken, ABD ile de ilişkilerinde bir denge gözetmek zorunda.