ABD Başkanı Donald Trump, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'la kapsamlı bir nükleer anlaşmaya varma konusunda kararlı olduğunu ancak diplomasinin başarısız olması halinde askeri güç kullanma seçeneğinin de masada olduğunu belirtti. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı değerlendirmede, Tahran'ın kesinlikle nükleer silah sahibi olmasına izin verilmeyeceğini vurgulayarak, "Ya bir anlaşma yapacağız ya da başka yollarla bunu engelleyeceğiz" ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdığı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Tahran'daki denetimlerde kısıtlamalarla karşılaştığı bir dönemde geldi.
Trump'ın İran politikasında yeni dönem mi?
Trump'ın açıklamaları, 2018 yılında ABD'yi İran nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekmesinin ardından izlediği "maksimum baskı" politikasının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Başkan, 2020 yılında İranlı general Kasım Süleymani'yi öldüren drone saldırısına kadar varan sert tutumunu sürdürürken, aynı zamanda müzakere kapısını da açık bırakıyor. Trump, "Onlarla çalışmayı tercih ederiz, ancak gerektiğinde başka seçeneklerimiz de var" diyerek ikili bir strateji izlediğini ortaya koydu.
Beyaz Saray'daki kaynaklara göre, Trump yönetimi İran'ın nükleer programını durduracak kapsamlı bir anlaşma için taslak metinler hazırlıyor. Ancak Tahran yönetiminin, özellikle petrol ihracatına yönelik yaptırımların kaldırılması ve ekonomik garantiler konusunda ön koşulları bulunuyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Trump'ın açıklamalarına henüz resmi bir yanıt vermezken, Tahran'daki diplomatik kaynaklar İran'ın "onurlu bir anlaşma" dışında herhangi bir seçeneği değerlendirmeyeceğini ifade ediyor.
Uzmanlar, Trump'ın bu açıklamalarının 2024 başkanlık seçimleri öncesinde hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma yönelik bir mesaj olduğunu belirtiyor. "Trump, İran konusunda sert duruşunu koruyarak muhafazakar seçmenini memnun etmek isterken, aynı zamanda diplomasiye açık görünerek ılımlıları da ikna etmeye çalışıyor" yorumu yapılıyor.
Bölgesel yansımalar: İsrail ve Körfez ülkeleri ne diyor?
Trump'ın İran'a yönelik açıklamaları, Ortadoğu'da farklı tepkilere yol açtı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin İran'ın nükleer silah edinmesini engelleme konusundaki kararlılığını memnuniyetle karşıladı. Netanyahu, "İran'ın nükleer silaha ulaşması sadece İsrail için değil, tüm dünya için varoluşsal bir tehdittir. ABD'nin bu konudaki kararlılığı kritik önemdedir" dedi.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleriyse, temkinli bir iyimserlik sergiliyor. Riyad yönetimi, İran'la diplomatik bir çözümden yana olduğunu ancak nükleer bir İran'ın bölgesel güvenlik için kabul edilemez olduğunu vurguluyor. BAE Dışişleri Bakanı, "Bölge daha fazla gerilime değil, istikrara ihtiyaç duyuyor. Ancak bu istikrar, ancak İran'ın nükleer faaliyetlerinin şeffaf olmasıyla mümkündür" değerlendirmesinde bulundu.
Rusya ve Çin ise ABD'nin İran'a yönelik politikalarına eleştirel yaklaşıyor. Moskova yönetimi, Trump'ın askeri seçeneği gündeme getirmesinin bölgede yeni bir çatışma riskini artırdığını savunurken, Pekin ise diplomatik çözümün önemine dikkat çekiyor. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "İran nükleer meselesi, diyalog ve müzakere yoluyla çözülmelidir. Tek taraflı baskılar ve askeri tehditler krizi derinleştirmekten başka işe yaramaz" ifadelerini kullandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la 500 kilometreyi aşan kara sınırı ve yoğun ticari ilişkileri nedeniyle bu gelişmeleri yakından takip ediyor. ABD-İran arasında olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin güneydoğu sınırında doğrudan güvenlik riski oluştururken, uygulanan yaptırımlar zaten zor durumda olan Türkiye-İran ticaretini daha da olumsuz etkileyebilir. Ankara, Tahran'la enerji ithalatı ve karşılıklı ticaret konusunda alternatif mekanizmalar geliştirmeye çalışsa da, ABD'nin İran'a yönelik maksimum baskı politikası Türk ekonomisi üzerinde de dolaylı bir yük oluşturuyor. Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin bölgede gerilimi azaltmak için hem Washington hem de Tahran'la diyaloğu sürdürdüğünü ve nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenmeye hazır olduğunu belirtiyor. Türk dış politikası açısından en ideal senaryo, İran'ın nükleer programının şeffaf hale geldiği ve bölgesel güvenliğin tehdit edilmediği bir diplomatik çözümdür.