ABD Başkanı Donald Trump ile İran'ın yeni dini lideri Ayetullah Muhammed Muhsin Hamaney arasında, geçici ateşkes anlaşmasını kurtarmaya çalışan arabulucuların çabalarına rağmen, sert tehditler havada uçuşuyor. Cumartesi günü karşılıklı açıklamalarla tırmanan gerilim, ABD’nin İran’a yönelik yeni füze saldırıları tehdidi ve İran liderinin babasının ölümünün intikamını alacağına dair yemin etmesiyle doruk noktasına ulaştı. Beş gün önce imzalanan ve bölgede ateşkes sağlamayı hedefleyen anlaşma, tarafların birbirlerine yönelik saldırıları sonrası çatırdamaya başladı. Diplomatik kaynaklar, tarafların masadan kalkma noktasına geldiğini belirtiyor.
Tehditler ve misilleme sarmalı
ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada İran'a yönelik füze saldırılarını artırma tehdidinde bulundu. Trump, “İran rejimi anlaşmanın şartlarını ihlal etmeye devam ederse, şimdiye kadar gördüklerinden çok daha büyük bir bedel ödeyecekler” dedi. Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada ise ABD'nin meşru müdafaa hakkını kullanacağı ve İran'ın askeri hedeflerine yönelik operasyonların süreceği belirtildi. Öte yandan İran dini lideri Hamaney, babası Ali Hamaney'in ölümünden ABD'yi sorumlu tutarak intikam yemini etti. Hamaney, “Babamın kanı yerde kalmayacak. Amerikalı işgalciler bunun bedelini ağır ödeyecek” ifadelerini kullandı. Hamaney'in bu açıklaması, İran'da düzenlenen büyük bir halk mitinginde yaptığı konuşma sırasında geldi. İran Devrim Muhafızları da yazılı bir bildiri yayınlayarak, “Her türlü saldırıya misliyle karşılık verileceğini” duyurdu.
Geçici ateşkes anlaşması, Rusya ve Çin'in arabuluculuğunda imzalanmış ve İran'ın nükleer programını sınırlaması karşılığında ABD'nin bazı yaptırımları gevşetmesini öngörüyordu. Ancak anlaşmanın imzalanmasından sadece üç gün sonra, İran destekli Husilerin Yemen'de Suudi Arabistan'a ait bir petrol tesisine düzenlediği füze saldırısı, ABD'nin İran'a ait askeri noktalara hava saldırısı düzenlemesine yol açtı. Bu misilleme sarmalı, anlaşmanın temelini oluşturan güven ortamını tamamen yok etti.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran arasındaki bu gerilim, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyebilecek potansiyele sahip. İran'ın nükleer programı yeniden gündemin üst sıralarına yerleşirken, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri endişeyle gelişmeleri izliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaptığı açıklamada “İran'ın nükleer silah edinmesine asla izin vermeyeceklerini” belirterek, bu konuda “her türlü önlemi almaya hazır olduklarını” söyledi. Suudi Arabistan ise gerilimin bir an önce sona ermesi çağrısı yaparken, kendi güvenliği için ABD'den garantiler istedi. Küresel ölçekte ise petrol fiyatları yükselişe geçti. Brent petrolün varil fiyatı, tehditlerin ardından yüzde 4 artışla 85 dolar seviyesine çıktı. Uzmanlar, gerilimin devam etmesi halinde petrol fiyatlarının 100 doları aşabileceğini belirtiyor. Ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel enerji arzını tehlikeye atabilir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı kararı alırken, Rusya ve Çin diyalog çağrısını yineledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran'la komşu olması hem de ABD ile müttefik ilişkisi nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkilenecek konumda. Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran ile arasındaki ticari ilişkiler, yeni yaptırımlar ve istikrarsızlık nedeniyle zarar görebilir. Ayrıca, İran'ın kuzeybatısındaki gelişmeler, Türkiye'nin güneydoğusundaki güvenliği de etkileyebilir. Türkiye'nin arabuluculuk veya dengeli bir politika izleme çabası, bu krizde kilit rol oynayabilir. Ancak, İran'daki rejim değişikliği veya ABD'nin askeri müdahalesi, Türkiye'yi yeni bir mülteci dalgası ve sınır güvenliği sorunuyla karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle, Ankara'nın krizi yakından takip etmesi ve diplomatik inisiyatif alması hayati önem taşıyor.