Petrol fiyatları, 22 Temmuz 2025’te Salı günü, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile yakın dönemde müzakere yapılmayacağını açıklaması ve olası yeni saldırılara işaret etmesinin ardından yükselişe geçti. Trump yönetiminin sert tutumu, Ortadoğu’daki arz kesintisi riskini tırmandırırken, bir de Karadeniz’de yaşanan gelişmeler küresel petrol akışını tehdit ediyor. Brent petrolün varil fiyatı 86,5 dolar seviyesine ulaşarak son iki ayın en yüksek düzeyine çıktı. Bu yükselişte, Trump’ın İran’a yönelik maksimum baskı politikasını yeniden canlandırması ve Karadeniz’de bir Rus petrol tankerine düzenlenen saldırı etkili oldu. Yatırımcılar, arz daralması endişeleriyle güvenli liman arayışına yönelirken, küresel borsalarda satış baskısı yaşanıyor.
Trump yönetiminin İran politikası ve piyasalar
Hafta sonu yaptığı açıklamada Trump, İran ile müzakerelere sıcak bakmadığını ve Tahran yönetiminin nükleer programı konusundaki geri adım atmaması halinde daha kapsamlı askeri operasyonlar yapılabileceğini söyledi. Bu açıklamalar, Hürmüz Boğazı’nda seyir emniyetini riske atan İran Devrim Muhafızları'nın son eylemleriyle birleşince, petrol piyasalarında arz şoku yaşandı. Suudi Arabistan ve BAE'nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerine yönelik artan tehditler, bölgeden geçen günlük 17 milyon varillik petrol akışını tehlikeye atıyor. Analistler, Trump’ın tutumunun İran’ı müzakere masasına oturtmaktan çok, bölgesel bir çatışma riskini artırdığını belirtiyor. ABD Merkez Komutanlığı’nın bölgeye ek savaş gemileri konuşlandırdığı yönündeki haberler de endişeleri pekiştirdi.
Karadeniz boyutu ve küresel riskler
Petrol arzına yönelik tehdit yalnızca Ortadoğu ile sınırlı değil. Ukrayna'nın, Rusya'nın Novorossiysk limanından yüklenen bir petrol tankerine insansız hava aracıyla saldırdığı iddia edildi. Saldırı, tankerde hasara yol açmasa da, bölgedeki petrol taşımacılığına yönelik güvenlik endişelerini tırmandırdı. Karadeniz, Rus petrolünün başlıca ihracat rotalarından biri. Ayrıca Kazakistan'ın Tengiz sahasından yapılan sevkiyatlar da aynı güzergahı kullanıyor. Uzun süredir devam eden Rusya-Ukrayna savaşında, ticari gemilere yönelik saldırılar daha önce de olmuş ancak bu son olay, doğrudan Rus petrol ihracatını hedef alması bakımından yeni bir aşamayı temsil ediyor. ABD ve AB'nin Rus ham petrolüne yönelik yaptırımları zaten sıkıyken, bu tür bir saldırı, sigorta primlerini artırarak petrol ticaretini daha da pahalı hale getirebilir. Küresel petrol arzı, iki büyük tehditle karşı karşıya: Ortadoğu'da jeopolitik riskler ve Karadeniz'de askeri tırmanış. OPEC+’ın üretim artırma kararları da bu risklerin etkisini hafifletmeye yetmiyor. Suudi Arabistan ve Rusya liderliğindeki grup, temmuz ayından itibaren üretimi kademeli olarak artırmayı planlıyor, ancak arz daralması endişeleri fiyatların yüksek kalmasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Ortadoğu'dan hem de Karadeniz'den petrol ithal eden bir ülke olarak bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Trump'ın İran'a yönelik politikası, Türkiye'nin uzun süredir takip ettiği İran ile enerji işbirliğini ve doğal gaz ticaretini zora sokabilir. Ayrıca Karadeniz'deki tanker saldırısı, Türkiye’nin kıyılarında güvenlik risklerini artırırken, boğazlardan geçen petrol trafiğini de tehdit ediyor. Türkiye, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle yönetilen İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndan geçen petrol tankerleri için alternatif güvenlik önlemleri almak zorunda kalabilir. Küresel fiyat artışları ise Türkiye’nin enerji ithalat faturasını yukarı çekecektir. Bu durum, cari açık ve enflasyon üzerinde ek bir yük oluşturacaktır. Türkiye’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme politikası ve yerli üretimi artırma hedefi, bu tip dış şoklara karşı daha dayanıklı bir yapı inşa etmek açısından önem kazanıyor.