ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik politikası, görev süresinin en kritik sınavlarından biri olarak görülüyor. Uzmanlar, olası bir askeri müdahalenin bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulunurken, Trump'ın kanlı ve maliyetli bir kara savaşına sürüklenmeden hedeflerine ulaşmasının yolları tartışılıyor. İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri, Washington'ın öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Ancak geçmişteki Irak ve Afganistan deneyimleri, kara harekâtının sonuçlarının öngörülemez olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Trump yönetiminin, askeri seçeneklerin yanı sıra diplomatik ve ekonomik baskı araçlarını da devreye alması bekleniyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki gerilim, 2018'de Trump'ın nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ardından tırmanışa geçti. Washington, Tahran'a yönelik "maksimum baskı" politikası uygularken, İran da uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak karşılık verdi. Bu süreçte Körfez'de tankerlere yönelik saldırılar, ABD'ye ait insansız hava aracının düşürülmesi ve Kasım 2020'de İranlı nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin suikastı gibi olaylar yaşandı. Trump'ın görev süresinin son günlerinde, İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırı ihtimali bile konuşuldu. Ancak Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı'ndaki yetkililer, böyle bir harekâtın bölgesel bir savaşa dönüşebileceği konusunda uyarılarda bulundu. Uzmanlara göre Trump, İran'ın petrol ihracatını hedef alan bir deniz ablukası veya hassas hava saldırılarıyla yetinerek kara harekâtından kaçınabilir. Bu tür bir strateji, hem maliyetleri düşürür hem de ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltma vaadini yerine getirmesine yardımcı olur.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesi, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek bir domino etkisi yaratabilir. İran'ın misilleme kapasitesi, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden ABD müttefiklerine saldırma potansiyeli, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası ticareti doğrudan tehdit ediyor. Rusya ve Çin'in İran'a verdikleri desteğin boyutu, Moskova ve Pekin'in uluslararası sahnedeki tutumlarıyla birlikte ele alındığında, kriz küresel bir boyut kazanıyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, tarafları itidal çağrısında bulunurken, İsrail'in İran karşıtı tutumu ise bölgedeki angajmanı daha da karmaşık hale getiriyor. Bir kara savaşı, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlığı derinleştirebilir, mülteci akınlarını artırabilir ve terör örgütlerinin yeniden güçlenmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle uluslararası toplum, ABD'nin atacağı adımları yakından izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesi, Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomik istikrarını doğrudan etkileyecek bir gelişmedir. İran ile komşu olan Türkiye, sınır güvenliği ve göç akınları açısından risk altında olacaktır. Ayrıca, enerji ithalatında önemli bir paya sahip olan İran'dan doğalgaz ve petrol sevkiyatının kesilmesi, Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bölgesel istikrar için diyalogdan yana bir tutum sergilerken, ABD ile İran arasındaki gerilimin düşürülmesi yönünde diplomatik çabalara destek vermektedir. Ankara'nın, NATO müttefiki ABD ile İran arasındaki bir savaşta denge politikası izlemesi beklenirken, bu durum Türk dış politikasının esnekliğini test edecektir.