Başkan Donald Trump'ın İran ile sağladığı geçici ateşkes anlaşması, Muhafazakar Parti içinde ciddi bir bölünmeye yol açarken, İsrail ile ABD arasındaki stratejik ittifakı da zorluyor. İsrail kamuoyu, uzun süredir tehdit olarak gördüğü İran'a yönelik ABD'nin yumuşama politikası karşısında derin kaygı taşırken, Trump'ın Amerikalı müttefikleri bu hafta Tel Aviv ve Kudüs'te yaptıkları açıklamalarla başkanı savunmaya çalıştı. Anlaşma, İran'ın nükleer programına sınırlama getirmesi karşılığında bazı yaptırımların hafifletilmesini öngörüyor, ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetimi, bunun Tahran'ı bölgesel saldırganlıkta daha da cesaretlendireceğini savunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: İran Anlaşması ve İsrail Endişeleri
Trump yönetiminin son aylarda yürüttüğü diplomatik trafik, İran'ın nükleer faaliyetlerini dondurma taahhüdüne karşılık, ABD'nin İran petrol ihracatına yönelik bazı kısıtlamaları gevşetmesini içeriyor. Müzakereler, eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan ancak Trump'ın 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) izlerini taşıyor. Ancak bu yeni girişim, İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetleri kapsamadığı için İsrail'de büyük tepki topluyor. Netanyahu, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada, "İran'a verilen her taviz, Hizbullah ve Hamas'ın elini güçlendirir" diyerek anlaşmayı eleştirdi. Amerikan muhafazakar çevrelerinde ise ikiye bölünmüş bir tablo var: Bir kısım, Trump'ın savaştan kaçınma ve ABD askerlerini Ortadoğu'dan çekme vaadini desteklerken, diğer kısım anlaşmayı İsrail'in güvenliğine ihanet olarak görüyor.
Bu bölünme, özellikle Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel İsrail yanlısı kanadında belirginleşiyor. Senatör Lindsey Graham gibi isimler, anlaşmanın geçici olduğunu ve İran'ı nükleer silah elde etmekten alıkoyacağını savunarak Trump'ı desteklerken, Senatör Ted Cruz ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi isimler anlaşmaya sert tepki gösteriyor. Bolton, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Bu, Obama döneminin hatalarını tekrarlamaktır" dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, yalnızca İsrail-ABD ilişkilerini değil, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer bölgesel aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Körfez ülkeleri, İran'ın bölgesel nüfuzunu artırmasından endişe ederken, Trump yönetiminin anlaşma ile İran'ı ekonomik olarak rahatlatmasının, Yemen'deki Husilere ve Lübnan'daki Hizbullah'a daha fazla kaynak aktarılmasına yol açabileceğini düşünüyor. Avrupa Birliği ise anlaşmayı ihtiyatla karşılarken, İran'ın nükleer programının tamamen durdurulması koşuluyla destek verebileceğini sinyalliyor. Rusya ve Çin, anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesinin kendileri için ekonomik fırsatlar yaratacağını hesaplıyor.
Öte yandan, anlaşmanın uygulanması için belirlenen 120 günlük süreç, taraflar arasında güven eksikliği nedeniyle kırılgan görünüyor. İran, uluslararası atom enerjisi kurumu denetimlerine izin vermeyi kabul ederken, ABD'nin yaptırımları tamamen kaldırmaması halinde anlaşmadan çekilebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, bölgede yeni bir kriz potansiyelini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılaması nedeniyle ABD-İran anlaşmasından doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Anlaşma, Türkiye'nin İran'a uyguladığı yaptırımlardan muafiyet talebini güçlendirebilir, ancak aynı zamanda İran'ın bölgesel nüfuzunun artması Ankara'nın Suriye ve Irak politikalarını da etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik yumuşaması, Türkiye'nin Rusya ile olan enerji ve savunma iş birliğini dengeleme çabalarında yeni bir parametre oluşturabilir. Türk yetkililer, anlaşmanın bölgesel istikrara katkı sağlaması halinde bunu olumlu karşılayacaklarını, ancak İran'ın PKK ve diğer terör örgütleriyle bağlantıları konusunda hassasiyetlerini koruyacaklarını belirtiyor.