ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe akşamı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu telefonla arayarak beklenmedik bir haberi verdi: Trump yönetimi, İran ile günler içinde bir nükleer anlaşma imzalamayı planlıyordu. Netanyahu’nun uzun süredir karşı çıktığı bu gelişme, İsrail’in İran’ın nükleer programına yönelik tehdit algısını yeniden şekillendirirken, iki müttefik arasında nadir görülen bir görüş ayrılığını da gözler önüne serdi.
Anlaşmanın Arka Planı ve İçeriği
Trump’ın Netanyahu’ya yaptığı telefon görüşmesinde, İran ile varılacak anlaşmanın “çok ilerlediğini” ve önümüzdeki birkaç gün içinde imzalanmasının beklendiğini söylediği bildirildi. Kaynaklara göre, anlaşma taslağı İran’ın uranyum zenginleştirme programına sınırlamalar getirirken, uluslararası denetimlere izin veriyor. Ancak Netanyahu yönetimi, anlaşmanın İran’ın balistik füze programını ve bölgesel nüfuzunu yeterince kısıtlamadığı gerekçesiyle endişeli. Trump’ın ilk döneminde 2018’de JCPOA’dan tek taraflı çekilmesi, İran’ı nükleer faaliyetlerini hızlandırmaya itmişti. Şimdi ise yeni bir anlaşma, hem ABD’nin Orta Doğu’daki angajmanını azaltma hedefini hem de seçim öncesi diplomatik bir zafer kazanma arzusunu yansıtıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Bu anlaşma, sadece İsrail’i değil, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerini de tedirgin ediyor. Bölgede İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek isteyen bu ülkeler, anlaşmanın yeterince kapsamlı olmadığını düşünüyor. Öte yandan Avrupa Birliği ve Rusya, anlaşmayı bölgesel istikrar için bir fırsat olarak görüyor. İran ise ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer faaliyetlerini sınırlamayı kabul ediyor. Analistler, anlaşmanın imzalanması halinde İran’ın petrol ihracatını artırabileceğini, bunun da küresel enerji piyasalarında arz fazlası yaratabileceğini belirtiyor. Ancak Netanyahu’nun Washington’daki muhafazakâr çevrelerle olan güçlü bağları, anlaşmanın Kongre’de onay sürecini zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesini ve bölgesel gerilimin azalmasını memnuniyetle karşılayacaktır. Ankara, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan karşıladığı için anlaşma, Türkiye’nin enerji güvenliğine olumlu yansıyabilir. Ayrıca, İran’la ticari ilişkilerin normalleşmesi, Türk şirketlerine yeni fırsatlar sunabilir. Ancak anlaşmanın İsrail-Suudi Arabistan ittifakını güçlendirme potansiyeli, Türkiye’nin bölgesel rekabet dengelerinde dikkatli bir pozisyon almasını gerektiriyor. Ankara, nükleer silahlanmanın önlenmesini desteklemekle birlikte, İran’a yönelik aşırı baskının bölgeyi istikrarsızlaştırmasından endişe duyuyor.