Donald Trump’ın başkanlık kampanyasında sık sık dile getirdiği “imalatın altın çağı” vaadi, somut verilerle çelişiyor. Sektörde istihdam ve yeni fabrika yatırımları beklenenin çok altında seyrediyor. Bir yöneticinin ifadesiyle “patlayıcı bir mantar bulutu gibi bir büyüme yaşanmıyor.” Bu durum, seçim vaatlerinin gerçekleşme oranına dair önemli soru işaretleri doğuruyor.
Gelişmenin arka planı
Trump göreve geldiğinde, özellikle Pasifik ve Asya ülkelerine yönelik gümrük tarifeleri ve vergi indirimleriyle Amerikan imalat sanayisini yeniden canlandırmayı hedeflemişti. Ancak yeni fabrika inşaatları ve istihdam rakamları, vaat edilen büyümeyi yansıtmıyor. ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine göre, imalat sektöründeki istihdam artışı, Trump döneminde Obama döneminin son yıllarına kıyasla daha yavaş seyretti.
Uzmanlar, tarifelerin tedarik zincirlerini bozduğunu ve belirsizlik yarattığını belirtiyor. Ayrıca, otomasyon ve dijitalleşme gibi yapısal faktörler de imalat istihdamını sınırlıyor. Birçok şirket, tarifelerden kaçınmak için üretimi Meksika veya Güneydoğu Asya’ya kaydırmaya devam ediyor. Özellikle elektronik ve otomotiv sektörlerinde yatırımların beklenen seviyeye ulaşmadığı görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump’ın imalat politikalarının küresel yansımaları da tartışma konusu. Tarifeler, Çin başta olmak üzere birçok ülkeyle ticaret savaşlarını tetikledi. Uluslararası Para Fonu (IMF), bu politikaların küresel büyümeyi yavaşlattığını ve ticaret akışlarını bozduğunu vurguluyor. Öte yandan, ABD’nin bazı ortakları (Meksika, Kanada, AB ülkeleri) misilleme tarifeleri uygulayarak gerilimi tırmandırdı.
Avrupa Birliği ve Japonya, tarifelerin DTÖ kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle yasal süreç başlattı. Uzmanlara göre, bu politikalar kısa vadede bazı sektörleri korudu ancak uzun vadede Amerikan imalat sanayisinin rekabet gücünü zayıflattı. Özellikle çelik ve alüminyum tarifeleri, ithalata bağımlı alt sektörlerde maliyet artışına yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’de imalat istihdamındaki durgunluk, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da küresel arz zincirlerindeki değişimin Türkiye’ye yansımaları olabilir. Trump döneminde artan korumacılık, Türk ihracatçıları için yeni pazarlara yönelme fırsatı yaratırken, tarife savaşları nedeniyle belirsizlikler de arttı. Eğer ABD’de imalat yatırımları toparlanmazsa, Türkiye’nin tekstil ve otomotiv gibi sektörlerde rekabet avantajını koruması mümkün olabilir. Ancak bu durum, küresel ticaretteki daralmanın Türk ihracatını olumsuz etkileme riskini de beraberinde getiriyor. Dış politika açısından, ABD’nin korumacı eğilimi Türkiye’nin ABD ile ticari ilişkilerini çeşitlendirme ve Avrasya’da yeni ortaklıklar kurma çabalarını destekleyebilir.