Eski ABD Başkanı Donald Trump, İran ile nihai bir nükleer anlaşmaya 60 gün içinde varılamaması halinde Hürmüz Boğazı'ndan geçen tüm gemilere ABD tarafından geçiş ücreti uygulanacağı tehdidinde bulundu. Trump'ın açıklaması, 21 Haziran 2026 Pazar günü başlaması planlanan ABD-İran teknik düzey görüşmeleri öncesinde geldi. Arabulucu ülkeler Pakistan ve Katar'ın da katılacağı müzakerelerin, taraflar arasındaki son dönemde tırmanan gerilimi düşürmesi bekleniyor. Trump'ın tehdidi, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik su yolunda uluslararası deniz hukukuna aykırı bir adım olarak yorumlanıyor.
Müzakerelerin Arka Planı ve Tarafların Pozisyonları
Washington ve Tahran arasında 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) Trump'ın ilk döneminde tek taraflı olarak terk edilmesinin ardından ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Biden yönetiminin dolaylı müzakerelerle canlandırmaya çalıştığı süreç, Trump'ın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasıyla tamamen askıya alınmıştı. Trump'ın 60 günlük ültimatomu, aslında daha önceki "azami baskı" politikasının bir devamı niteliği taşıyor.
İran tarafı ise ekonomik yaptırımların hafifletilmesi ve nükleer faaliyetlerinin tanınması karşılığında müzakere masasına oturmaya sıcak bakıyor. Ancak Trump'ın Hürmüz tehdidi, Tahran'da müzakere taraftarlarını zor durumda bırakabilir. Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, İslamabad'ın hem ABD hem de İran ile iyi ilişkileri sayesinde arabuluculuk rolünü üstlendiğini belirtti. Qatari diplomatların da masada olması, Körfez ülkelerinin bu krizden en az zararla çıkma çabasını gösteriyor.
Uzmanlar, teknik düzeydeki görüşmelerin ilk turunda uranyum zenginleştirme düzeyi ve yaptırımların kapsamı gibi konuların ele alınacağını tahmin ediyor. Ancak Trump'ın ültimatomu, müzakerelerin daha en başında tansiyonu yükseltmiş durumda. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, daha önce yaptığı açıklamada "müzakere masasında tehdit dilinin kabul edilemez olduğunu" vurgulamıştı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Hürmüz Boğazı'nda geçiş ücreti uygulanması, sadece İran'ı değil, başta Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere tüm Körfez ülkelerini etkiler. Bu ülkeler petrol ihracatının büyük bölümünü bu boğaz üzerinden yapıyor. Ayrıca Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi Asya devleri de enerji ithalatında bu su yoluna bağımlı.
Trump'ın tehdidi, uluslararası deniz hukuku açısından da tartışma yarattı. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) uyarınca boğazlar ve uluslararası su yollarında transit geçiş serbestisi esastır. ABD'nin bu sözleşmeyi imzalamamış olması, Washington'a hukuki bir boşluk yaratmış olsa da, tek taraflı geçiş ücreti uygulamasının uluslararası toplumda geniş tepki çekmesi bekleniyor.
Petrol fiyatları, Trump'ın açıklamasının ardından varil başına 3 dolar artışla 85 doların üzerine çıktı. Analistler, olası bir kriz durumunda fiyatların 100 doları aşabileceği uyarısında bulunuyor. Küresel enflasyonla mücadele eden merkez bankaları için bu durum yeni bir şok anlamına geliyor. Avrupa Birliği, konuyla ilgili yaptığı açıklamada "gerilimin düşürülmesi ve uluslararası hukuka saygı çağrısında" bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor. Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir gerilim, doğrudan Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit eder. Ayrıca Türkiye'nin Ceyhan gibi alternatif enerji koridorları geliştirme çabaları, bu tür krizlerin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Diplomatik açıdan ise Ankara, hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran arasında denge politikası izlemek zorunda. Katar ve Pakistan'ın arabuluculuk rolü üstlendiği bir süreçte Türkiye'nin de aktif bir pozisyon alması beklenebilir. Özellikle Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne atıfla, uluslararası boğazların statüsü konusundaki hassasiyeti nedeniyle Türkiye'nin Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeleri yakından takip etmesi kaçınılmaz.