ABD Başkanı Donald Trump'ın Hamas'la yürüttüğü gizli müzakereler sonucunda ortaya çıkan çerçeve anlaşma, Washington'da beklenmedik bir siyasi tartışmayı alevlendirdi. Anlaşmanın ayrıntıları kamuoyuna yansıdıkça, Trump yönetimine yakın muhafazakâr çevrelerden sert tepkiler geldi. Söz konusu anlaşma, Gazze'deki savaşı sona erdirme, Hürmüz Boğazı'nda serbest geçişi yeniden sağlama ve İran'ın nükleer programına sınırlama getirilmesi karşılığında ABD ekonomik yaptırımlarının hafifletilmesini öngörüyor. Ancak anlaşmanın birçok kritik maddesi belirsizliğini korurken, Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel İran karşıtı kanadı, teklifi 'teslimiyet' olarak nitelendiriyor.
Anlaşmanın kapsamı ve belirsizlikler
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalara göre anlaşma üç aşamalı bir süreç öngörüyor. İlk aşamada, Gazze'de acil ateşkes sağlanacak ve insani yardımların bölgeye ulaştırılması garanti altına alınacak. İkinci aşamada, İran destekli Husilerin kontrolündeki Yemen kıyılarında seyir güvenliği sağlanarak Hürmüz Boğazı'nın uluslararası deniz trafiğine açılması hedefleniyor. Son aşamada ise, İran'la nükleer müzakerelerin başlatılması planlanıyor; bu müzakerelerde Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesi karşılığında ABD yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılması masaya yatırılacak.
Ancak bu maddelerin hiçbiri henüz yazılı bir metne dökülmüş değil. Özellikle nükleer müzakerelerin takvimi, yaptırımların kaldırılma kapsamı ve İran'ın anlaşmaya uyumunu denetleyecek mekanizmalar konusunda somut bir ayrıntı bulunmuyor. Trump yönetiminden üst düzey bir yetkili, "Önümüzde haftalar var, hatta aylar süren görüşmeler olabilir" dedi. Bu belirsizlik, anlaşmanın mevcut haliyle yalnızca bir "niyet beyanı" olduğu yorumlarına yol açtı.
Sağ cenahtan gelen fırtına
Anlaşmanın duyulmasıyla birlikte, Trump'ın geleneksel destekçileri arasında büyük bir huzursuzluk baş gösterdi. Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu, İran rejimine verilmiş en büyük tavizdir. Trump'ın Obama'nın nükleer anlaşmasını 'felaket' diye eleştirdiğini hatırlıyoruz, şimdi aynısını yapıyor" ifadelerini kullandı. Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz da Twitter'dan "İran'a yaptırımları kaldırmak, terörizmi finanse etmek anlamına gelir" uyarısında bulundu.
Trump'ın kendi ekibi içinde de çatlak sesler yükseliyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth'in anlaşma sürecinin dışında bırakıldığı iddia edilirken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ise müzakerelere ancak son haftalarda dahil olduğu öne sürülüyor. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, bu iddiaları yalanlasa da, anlaşmanın detaylarını açıklamaktan kaçınması kuşkuları artırıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Anlaşmanın Ortadoğu'da yaratacağı etkiler geniş bir yelpazede değerlendiriliyor. İsrail, Hamas'la yapılacak herhangi bir anlaşmaya şimdiden itiraz ederken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise İran'la nükleer müzakerelerin başlamasını dolaylı olarak destekliyor. İran tarafı ise henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak Tahran yönetimine yakın kaynaklar, yaptırımların tamamen kaldırılması ve nükleer programın korunması konusunda ısrarlı olduklarını belirtiyor.
Küresel enerji piyasaları anlaşma haberlerine temkinli yaklaştı. Brent petrol fiyatları kısa bir süreliğine %2 gerilese de, anlaşmanın belirsizliği nedeniyle yeniden yükselişe geçti. Analistler, Hürmüz Boğazı'nın açılmasının küresel petrol arzını rahatlatacağını ancak bunun için Husilerin de onayının gerektiğini hatırlatıyor. Husiler, daha önce İsrail'in Gazze'deki saldırılarını durdurmadığı sürece boğazı açmayacaklarını ilan etmişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu anlaşma Türkiye'yi doğrudan bağlamasa da, bölgesel dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası trafiğe açılması, Türkiye'nin enerji ithalatında maliyetleri düşürebilir. Ayrıca İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi, Türkiye-İran ticaretini ve enerji işbirliğini artırabilir. Ancak anlaşmanın İsrail-Hamas çatışmasına yönelik kısmı, Türkiye'nin Filistin politikasıyla uyumlu olmayabilir. Ankara, Hamas'ın meşruiyetini tanımakla birlikte, İsrail'le normalleşme sürecini de dengede tutmaya çalışıyor. Dolayısıyla bu gelişme, Türk dış politikasının bölgedeki manevra alanını yeniden şekillendirebilir.