ABD’nin 2026 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapma vaadi, ‘açık ve dünya standartlarında bir organizasyon’ sözüne dayanıyordu. Ancak Başkan Donald Trump yönetiminin göçmenlik politikaları, bu taahhüdü ciddi biçimde zedeliyor. FIFA ile imzalanan ev sahibi anlaşmaları, tüm katılımcıların ve seyircilerin ayrım gözetmeksizin ülkeye girişini garanti altına almayı gerektiriyor. Oysa Trump’ın Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağı ve giderek sertleşen vize prosedürleri, bu yükümlülüklerin milliyet ve din temelinde esnetildiğini gösteriyor.
FIFA anlaşmalarının ihlali ve uluslararası tepkiler
ABD, 2018’de FIFA’ya sunduğu teklifte, ‘herkes için açık kapı’ politikasını benimsediğini taahhüt etmişti. Ancak Trump’ın 2017’de yürürlüğe koyduğu ve daha sonra genişlettiği Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağı, bu taahhüdün tam tersi bir uygulama olarak öne çıkıyor. İran, Suriye, Yemen, Libya, Somali, Kuzey Kore ve Venezuela vatandaşlarına yönelik kısıtlamalar, Dünya Kupası’na katılması muhtemel takımların taraftarlarını ve hatta oyuncuları bile etkileyebilir. FIFA, 2022 Katar Dünya Kupası öncesinde benzer endişeleri gidermek için ülkelerle özel anlaşmalar imzalamış olsa da, ABD’nin bu konuda net bir garanti vermemiş olması endişe yaratıyor.
Özellikle İran milli takımı ve taraftarlarının ABD’ye girişte ciddi sorunlarla karşılaşması muhtemel. Geçmişte İranlı sporcuların ABD vizesi almakta yaşadığı zorluklar biliniyor. Benzer şekilde, Suriye ve Yemen gibi ülkelerden gelen taraftarların vize alması neredeyse imkânsız hale gelebilir. Bu durum, turnuvanın evrensellik ilkesine gölge düşürürken, FIFA’nın da anlaşma ihlali nedeniyle ABD’ye yaptırım uygulama olasılığını gündeme getiriyor.
Küresel boyutu: Sporun siyasallaşması ve ABD’nin imajı
Trump yönetiminin göçmenlik politikaları, sadece Dünya Kupası’nı değil, ABD’nin küresel imajını da olumsuz etkiliyor. Bir zamanlar ‘özgürlükler ülkesi’ olarak anılan ABD, artık birçok Müslüman ülke vatandaşı için kapıları kapalı bir ülke haline geliyor. 2026 Dünya Kupası, ABD’nin bu imajını düzeltmek için bir fırsat olabilirdi; ancak mevcut politikalar tam tersi bir etki yaratıyor.
FIFA’nın ticari ortakları ve küresel medya da bu durumu yakından takip ediyor. Turnuvanın bilet satışları ve yayın gelirleri, seyirci katılımının kısıtlanmasından olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, insan hakları örgütleri, ABD’nin vize politikalarının ayrımcı olduğunu ve FIFA’nın kurallarına aykırı olduğunu vurguluyor. Bu durum, ABD’nin 2026 Dünya Kupası’nı başarıyla organize etme kabiliyetine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD’nin vize politikalarından doğrudan etkilenmese de, bu gelişmelerin bölgesel yansımaları olabilir. ABD’nin Müslüman ülkelere yönelik kısıtlamaları, Türkiye’nin İran ve Suriye gibi komşularıyla ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası ev sahipliği adaylığı düşünüldüğünde, FIFA ve UEFA’nın ev sahibi ülkelerden beklediği açıklık ve ayrımcılık yasağı standartlarının önemi artıyor. ABD’nin bu konuda yaşadığı sıkıntılar, Türkiye’nin uluslararası spor organizasyonlarına ev sahipliği yaparken insan hakları ve kapsayıcılık konularında daha dikkatli olması gerektiğini gösteriyor.