Eski ABD Başkanı Donald Trump, siyasi kariyeri boyunca sıkça başvurduğu bir retorikle yeniden gündemde: Sürekli yaklaşan ama bir türlü tam anlamıyla gerçekleşmeyen büyük başarıların müjdesini vermek ve bu vaatlerin karşılığında krediyi daha sonuçlar ortada olmadan toplamak. İran nükleer anlaşmasından ekonomik vaatlere kadar geniş bir yelpazede gözlemlenen bu strateji, Trump'ın seçim kampanyasının da temel taşlarından biri haline gelmiş durumda.
Ertelemeli Başarılar: İran ve Ticaret Savaşları
Trump'ın 2018'de İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilmesi ve ardından uyguladığı 'maksimum baskı' politikası, Tahran'ı müzakere masasına getirme hedefiyle başlatılmıştı. Ancak bu politika, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmasına ve bölgesel gerilimin tırmanmasına neden oldu. Trump, bu süreçte İran'ın 'çökmek üzere' olduğunu defalarca dile getirdi, ancak somut bir anlaşma sağlanamadı. Aynı şekilde, Çin ile başlatılan ticaret savaşları da 'büyük bir anlaşma' vaadiyle başlatılmış, ancak ilk aşama anlaşmasının ötesine geçilememiştir.
Ekonomik cephede ise Trump, 2017 vergi indirimlerinin ekonomiyi patlatacağını ve işsizliği tarihi düşük seviyelere çekeceğini vaat etmişti. Vergi indirimleri kısa vadede borsada yükselişe neden olsa da, uzun vadede federal bütçe açığını önemli ölçüde artırdı. Trump'ın 'en iyi anlaşmaları' yapma konusundaki ısrarı ve bunları sürekli 'çok yakında' olarak tanımlaması, siyasi bir iletişim stratejisi olarak yorumlanıyor: Medyanın dikkatini vaatlerin üzerinde tutarak, gerçekleşmeyen hedeflerin sorgulanmasını geciktirmek.
Küresel Boyut: Belirsizlik ve Güven Bunalımı
Trump'ın bu 'yarınki reçel' siyaseti, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel diplomatik ve ekonomik dengeleri de etkiliyor. İran konusunda öngörülemez bir ABD tutumu, Avrupalı müttefikleri zor durumda bırakırken, Orta Doğu'da istikrarsızlığı derinleştirdi. Çin ile yürütülen ticaret savaşları ise küresel tedarik zincirlerinde kalıcı değişikliklere yol açtı. Trump'ın ikinci bir dönem olasılığı, müttefiklerde ABD'nin güvenilirliğine dair endişeleri artırırken, rakip ülkelerin de daha temkinli bir politika izlemesine neden oluyor.
Bu strateji, Trump'ın 2024 seçim kampanyasında da merkezi bir rol oynuyor. 'Amerika'yı Yeniden Büyük Yap' sloganıyla başlattığı vaatler, henüz tam olarak gerçekleşmemiş olsa da, seçmen tabanının sadakatini sağlamlaştırıyor. Ancak Trump, mevcut Başkan Joe Biden'ın ekonomik performansını eleştirirken, kendi dönemindeki başarıları abartma eğiliminde. Uzmanlar, bu yaklaşımın uzun vadede ABD siyasetinde bir güven bunalımına yol açabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın vaatleri ve stratejisi, Türkiye'yi dolaylı yoldan etkilemektedir. İran konusunda istikrarsızlık, Türkiye'nin güney sınırında güvenlik riskleri yaratırken, ticaret savaşları küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatma potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca, ABD'nin güvenilirliğine dair endişeler, Türkiye-ABD ilişkilerinde mevcut gerginlikleri daha da derinleştirebilir. Öte yandan, Trump'ın ikinci dönem olasılığı, Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve Suriye politikası gibi konularda daha öngörülemez bir dönemi beraberinde getirebilir. Ankara, bu senaryoya hazırlıklı olmalı ve hem diplomatik hem de ekonomik çeşitlendirme stratejilerini güçlendirmelidir.