Eski ABD Başkanı Donald Trump, Gazze'deki mevcut duruma ilişkin yaptığı açıklamada "fazla çatışma olmadığını" belirterek, damadı ve eski kıdemli danışmanı Jared Kushner ile Orta Doğu özel temsilcisi Steve Witkoff'u övdü. Açıklama, İsrail-Hamas ateşkesinin kırılgan olduğu ve bölgede insani krizin sürdüğü bir dönemde geldi. Trump, sosyal medya platformu Truth Social'daki paylaşımında, ekibinin Orta Doğu'da "inanılmaz bir iş" çıkardığını savundu.
Ateşkes Sonrası Belirsizlik ve Trump'ın Rolü
Trump'ın sözleri, Ocak 2025'te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ardından bölgedeki istikrarsızlığın devam ettiği bir ortamda yankılandı. Anlaşma, Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin bir kısmının serbest bırakılmasını ve İsrail'in hapishanelerde tuttuğu Filistinli mahkumların salıverilmesini öngörüyordu. Ancak anlaşmanın ikinci ve üçüncü aşamalarına dair müzakerelerde tıkanıklık yaşanıyor. Trump, göreve geldiği ocak ayından bu yana Orta Doğu'ya özel bir ilgi gösterdi ve Gazze'nin yeniden inşası konusunda tartışmalı öneriler ortaya attı. Kushner ve Witkoff, Trump'ın Orta Doğu politikasının mimarları olarak öne çıkıyor. Witkoff, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki normalleşme görüşmelerinde kilit rol oynadı. Kushner ise ilk başkanlık döneminde İbrahim Anlaşmaları olarak bilinen normalleşme sürecinin arkasındaki isimdi.
Trump'ın "fazla çatışma yok" değerlendirmesi, Gazze'deki gerçekliği yansıtmaktan uzak olduğu yönünde eleştirilere yol açtı. Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşlarının raporlarına göre, ateşkese rağmen Gazze'de yıkımın boyutu olağanüstü boyutlarda ve insani yardım ihtiyacı had safhada. Bölgede zaman zaman ateşkes ihlalleri bildiriliyor. Trump'ın açıklamaları, kendi destekçi tabanına yönelik bir başarı hikayesi anlatma çabası olarak yorumlanıyor.
Bölgesel Dinamikler ve Uluslararası Tepkiler
Trump'ın Kushner ve Witkoff'a övgüsü, ABD'nin Orta Doğu diplomasisinde şahsi ilişkilerin ve özel temsilcilerin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Witkoff, Trump'ın ikinci döneminde Orta Doğu özel temsilcisi olarak atanmış ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Hamas arasındaki dolaylı müzakerelerde arabuluculuk yapmıştı. Kushner ise her ne kadar resmi bir görevi olmasa da, Trump'ın en güvendiği isimlerden biri olarak perde arkasında etkili olmaya devam ediyor. Öte yandan, Gazze'nin geleceği konusunda uluslararası toplum bölünmüş durumda. Avrupa ülkeleri, iki devletli çözümü desteklerken, Trump yönetimi zaman zaman bu çerçevenin dışına çıkan açıklamalar yapıyor. Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme karşılığında Filistin devleti konusunda somut adımlar bekliyor. Mısır ve Katar ise ateşkes müzakerelerinde arabulucu rolünü sürdürüyor. Bölgede İran'ın artan etkisi ve Hizbullah ile yaşanan gerilim, Gazze meselesini daha da karmaşık hale getiriyor. Trump'ın açıklamaları, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını meşrulaştırma çabası olarak da okunabilir.
Uluslararası Kriz Grubu gibi düşünce kuruluşları, ateşkesin kalıcı olması için siyasi bir ufkun gerekli olduğunu vurguluyor. Ancak ne İsrail ne de Hamas, savaş sonrası Gazze'nin yönetimi konusunda net bir vizyon ortaya koymuş değil. Filistin Yönetimi'nin Gazze'de nasıl bir rol üstleneceği belirsizliğini koruyor. Trump'ın övgü dolu sözleri, bu belirsizlik ortamında ABD'nin pozisyonunu netleştirmekten çok, kendi siyasi anlatısını güçlendirmeye hizmet ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Gazze'ye dair açıklamaları, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar çabaları açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ateşkesin sağlanmasında arabuluculuk yapmış ve insani yardımların ulaştırılmasında aktif rol oynamıştı. Ancak Trump'ın "fazla çatışma yok" söylemi, Türkiye'nin işaret ettiği insani krizin ciddiyetiyle çelişiyor. Ankara, Filistin davasını desteklemeye devam ederken, ABD ile ilişkilerinde denge gözetiyor. Trump'ın Kushner ve Witkoff üzerinden yürüttüğü diplomasi, Türkiye'nin süreçten dışlanma riskini artırabilir. Ayrıca, Gazze'nin yeniden inşası için uluslararası fonların nasıl yönlendirileceği ve Türkiye'nin bu süreçteki rolü belirsizliğini koruyor. Bölgede kalıcı barış sağlanamazsa, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik istikrarı da olumsuz etkilenebilir.