ABD Başkanı Donald Trump, Pasifik Okyanusu'nun uzak bölgelerinde bulunan ve federal olarak korunan deniz milli anıtlarının bazı kısımlarını ticari balıkçılığa açma yönünde bir başkanlık emri imzaladı. Bu karar, çevre örgütlerinin ve bazı yerli toplulukların tepkisine yol açarken, balıkçılık sektörü tarafından memnuniyetle karşılandı. Trump yönetimi, söz konusu anıtların ekonomiye katkı sağlamak ve balıkçılık sektörünün ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yeniden değerlendirildiğini belirtti. Karar, özellikle Hawaii açıklarındaki Papahānaumokuākea Deniz Milli Anıtı ve Kuzey Mariana Adaları yakınlarındaki Marianas Çukuru Deniz Milli Anıtı'nın bazı bölümlerini kapsıyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, 2017 yılında imzaladığı bir başkanlık emriyle, eski Başkan Barack Obama ve George W. Bush döneminde belirlenen bazı büyük deniz koruma alanlarının sınırlarının yeniden gözden geçirilmesini talep etmişti. Bu inceleme sonucunda, Pasifik'teki dört büyük deniz anıtının (Papahānaumokuākea, Pasifik Uzak Adaları, Marianas Çukuru ve Rose Atolü) balıkçılık faaliyetlerine kısmen yeniden açılması önerildi. Bu anıtlar, toplamda yaklaşık 1,2 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsıyor ve dünyanın en büyük deniz koruma bölgeleri arasında yer alıyor. Trump yönetimi, bu kararın balıkçılık sektörüne ekonomik fayda sağlayacağını ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını teşvik edeceğini savundu. Ancak eleştirmenler, bu kararın deniz ekosistemlerine ve biyolojik çeşitliliğe zarar verebileceğini, özellikle de nadir bulunan deniz canlılarının yaşam alanlarını tehdit edebileceğini belirtiyor.
Kararın en çok etkileyeceği bölgelerden biri olan Papahānaumokuākea Deniz Milli Anıtı, 2016 yılında Obama tarafından büyük ölçüde genişletilmişti. O dönemde yapılan genişletme, anıtın toplam büyüklüğünü 1,5 milyon kilometrekareye çıkarmıştı. Ancak Trump'ın emriyle bu alanın yaklaşık 1,1 milyon kilometrekaresi ticari balıkçılığa açılacak. Diğer anıtlarda ise daha küçük çaplı değişiklikler yapılması planlanıyor. Balıkçılık sektörü temsilcileri, bu hamlenin özellikle ton balığı gibi ticari değeri yüksek türlerin avlanmasında önemli bir kolaylık sağlayacağını ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karar, ABD'nin deniz koruma politikalarında köklü bir değişime işaret ediyor. Obama döneminde benimsenen büyük ölçekli deniz koruma alanları yaklaşımı, Trump yönetimiyle birlikte yerini ekonomik çıkarların ön planda olduğu bir anlayışa bırakıyor. Bu durum, uluslararası çevre topluluğu tarafından endişeyle karşılanırken, bazı balıkçılık ülkeleri (Japonya, Güney Kore gibi) kararı olumlu değerlendiriyor. Özellikle Pasifik bölgesindeki deniz kaynaklarının paylaşımı konusundaki anlaşmazlıklar, bu kararla birlikte yeniden alevlenebilir. Öte yandan, ABD'nin iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik konularındaki küresel liderlik rolü bu tür adımlarla zayıflıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın bu kararı, ABD'nin çevre politikalarında ekonomik çıkarları önceleyen bir yaklaşıma yöneldiğini gösteriyor. Türkiye için bu gelişme, küresel deniz kaynakları yönetimi tartışmalarında bir örnek teşkil edebilir. Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz'deki balıkçılık hakları ve deniz koruma alanları konularında benzer baskılarla karşılaşabilir. Ayrıca, ABD'nin bu hamlesi, uluslararası arenada deniz koruma standartlarının zayıflamasına yol açarsa, Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel deniz yönetimi anlaşmalarını etkileyebilir. Türkiye'nin çevre politikalarında sürdürülebilirliği gözetmesi, bu tür gelişmelere karşı hazırlıklı olmasını gerektiriyor.