ABD'nin Oregon eyaletindeki Portland kentinde, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) binası önünde düzenlenen protesto gösterileri sırasında bir federal memura taş atarak saldırdığı gerekçesiyle yargılanan bir kişi, 30 ay (2,5 yıl) hapis cezasına çarptırıldı. Federal savcılık makamı, sanığın eyleminin "kamu düzenine yönelik ciddi bir tehdit" oluşturduğunu belirtirken, mahkeme kararında protesto hakkının sınırsız olmadığına vurgu yapıldı. Sanığın, olay anında elindeki kaya parçasını federal koruma görevlisine fırlattığı ve memurun yaralandığı kaydedildi.
Gelişmenin arka planı
Portland, 2020 yılında George Floyd'un polis tarafından öldürülmesinin ardından başlayan siyahi karşıtı ırkçılık protestolarının en yoğun yaşandığı kentlerden biri olmuştu. Bu protestolar zamanla ICE ve sınır politikalarına karşı gösterilere dönüşmüş, özellikle federal binaların önünde sık sık gerginlikler yaşanmıştı. Olayın yaşandığı gün, ICE binası önünde toplanan yüzlerce gösterici, göçmen politikalarını protesto ederken, güvenlik güçleri ile grup arasında arbede çıkmıştı. Sanığın taş atması sonucu yaralanan federal memurun hayati tehlikesinin bulunmadığı, ancak olayın ardından memurun bir süre raporlu olarak görevinden ayrıldığı bildirildi.
Mahkeme sürecinde savunma, müvekkilinin protesto sırasında aşırı heyecanlandığını ve eyleminin planlı olmadığını öne sürdü. Ancak yargıç, "Şiddet içeren eylemler ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez" diyerek 30 ay hapis cezasını onadı. Cezanın ardından sanığın avukatı kararı temyiz edeceklerini açıkladı.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava, ABD'de protesto hakkı ile kamu güvenliği arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme taşıdı. Özellikle son yıllarda artan siyasi kutuplaşma, protestoların şiddet boyutuna evrilmesine zemin hazırlarken, federal binalara yönelik saldırıların cezalandırılması konusunda daha sert yaptırımlar uygulanmaya başlandı. ICE'nin göçmen politikaları, ABD'deki Latin kökenli ve insan hakları örgütleri tarafından sıkça eleştirilirken, bu tür olaylar iki kesim arasındaki gerilimi artırıyor. Ayrıca bu karar, diğer eyaletlerdeki benzer davalar için de emsal niteliği taşıyabilir; çünkü federal mahkemelerin protestolar sırasında memurlara yönelik saldırıları nasıl değerlendirdiğine dair net bir çerçeve çiziyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de zaman zaman gösteriler sırasında güvenlik güçlerine yönelik şiddet içeren eylemler gündeme gelmektedir. ABD'de verilen bu karar, uluslararası hukukta protesto hakkının sınırlarına ilişkin önemli bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkı korunurken, şiddet içeren eylemler bu kapsamın dışında tutulmaktadır. Bu dava, her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de kamu düzeninin sağlanması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengenin korunması açısından referans olabilir. Ayrıca ICE'nin göçmen politikalarının yarattığı gerilim, küresel göç krizi bağlamında Türkiye gibi göçmen ağırlayan ülkeler için de dikkatle izlenmesi gereken bir gelişmedir.