Donald Trump, 2024 başkanlık seçimlerini Biden yönetiminin enflasyon karnesine sürekli yüklenerek kazanmıştı. Ancak şimdi, partisi 2025 ara seçimlerinde ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kalabilir. Zira Trump'ın ekonomi politikaları, Amerikalıları daha da kötü duruma düşürdü. Enflasyonun kalıcı olduğu, faizlerin yüksek seyrettiği ve borsa dalgalanmalarının sürdüğü bir ortamda, seçmenlerin öfkesi Cumhuriyetçi adaylara yönelebilir.
Gelişmenin Arka Planı
Trump'ın 2024 zaferi, büyük ölçüde seçmenin Biden döneminde yaşanan yüksek enflasyona duyduğu öfkeye dayanıyordu. Kampanya boyunca "Amerika'yı yeniden ucuza yaşanabilir kılacağım" vaadiyle oy topladı. Ancak göreve geldikten sonra uyguladığı gümrük tarifeleri, vergi indirimleri ve göçmen karşıtı politikalar, tedarik zincirlerini daha da bozdu ve işgücü açığını derinleştirdi. Enflasyon, yüzde 3-4 bandında takılıp kaldı; faiz oranlarıysa tarihi zirvelere yakın seyrediyor. Orta sınıfın satın alma gücü erirken, konut fiyatları ulaşılmaz hale geldi.
Özellikle Ortabatı eyaletlerinde, Trump'ın korumacı politikalarının vaat ettiği işler gerçekleşmedi. Çelik ve otomotiv sektörlerinde beklenen istihdam artışı yaşanmadı; aksine bazı fabrikalar, artan maliyetler nedeniyle üretimi azalttı. Kırsal bölgelerde yaşayan beyaz işçi sınıfı seçmen, Trump'a olan inancını sorgulamaya başladı. Anketler, Cumhuriyetçi adayların popülaritesinin düştüğünü, Demokratların ise ekonomik sıkıntıyı bir koz olarak kullandığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD ekonomisindeki bu kırılganlık, küresel piyasaları da etkiliyor. Trump'ın izolasyonist ticaret politikaları, Avrupa ve Asya'daki müttefiklerle gerilimi tırmandırdı. AB, ABD menşeli ürünlere misilleme tarifeleri uygularken, Çin'le ticaret savaşı derinleşti. Gelişmekte olan ülkeler, doların güçlenmesi ve faizlerin yüksek kalması nedeniyle borç yükü altında eziliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), ABD'deki yavaşlamanın küresel büyümeyi tehlikeye attığı uyarısında bulundu. Trump yönetimi, ekonomik sorunları göçmenlere ve yabancı rakiplere fatura ederek siyasi geleceğini kurtarmaya çalışsa da, bu stratejinin sürdürülebilir olmadığı görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki ekonomik dengesizlik, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için doğrudan sonuçlar doğurabilir. Trump'ın korumacı ticaret politikaları, Türkiye'nin ihracat pazarlarını daraltabilir ve dolar bazlı borçlanma maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, ABD'de faizlerin yüksek kalması, Türkiye'den sermaye çıkışını hızlandırarak lirada baskı yaratabilir. Türkiye, çeşitlendirilmiş ticaret ortakları ve esnek kur politikasıyla kısa vadede bu riskleri yönetebilir; ancak ABD'deki siyasi kriz uzarsa, küresel resesyon senaryosu Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturabilir. Bu nedenle Ankara, hem AB ile hem de Asya pazarlarıyla bağlarını güçlendirmek zorunda kalacaktır.