ABD'de halk arasında giderek yayılan, süper zengin elit sınıfına yönelik öfke, yaklaşan ara seçimlerde (midterms) ekonomik popülist adayların elini güçlendirebilir. Son kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların büyük çoğunluğunun ekonomik sistemin kendileri için değil, zenginlerin lehine işlediğine inandığını gösteriyor. Bu durum, özellikle Demokrat Parti'nin ilerici kanadı ve bazı Cumhuriyetçi popülistler tarafından dillendirilen 'zenginleri vergilendirin' söylemini yeniden canlandırdı.
Zenginlere Karşı Yükselen Rüzgar
2024 yılı itibarıyla ABD'de gelir eşitsizliği uçurumu tarihi seviyelere ulaştı. En zengin yüzde 10, toplam servetin yüzde 70'inden fazlasına sahipken, en alttaki yüzde 50 sadece yüzde 2'lik bir paya sahip. Pandemi sonrası patlayan enflasyon ve artan yaşam maliyeti, orta ve alt gelir gruplarında biriken öfkeyi bardağı taşıran son damla oldu. Pew Araştırma Merkezi'nin anketine göre, Amerikalıların yüzde 63'ü mevcut ekonomik koşullardan rahatsız ve bu rahatsızlığın başlıca nedeni olarak 'büyük şirketlerin ve zenginlerin sistemi manipüle etmesi' gösteriliyor.
Bu öfke dalgası, özellikle Senatör Bernie Sanders ve Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez gibi isimlerin 'zenginleri yiyin' (eat the rich) olarak özetlenen söylemiyle siyasi bir nitelik kazandı. Aslında bu ifade, 19. yüzyıl Fransız hicivcisi Alphonse Allais'ye atfedilse de, son yıllarda özellikle sol popülist hareketler tarafından benimsendi. Ancak bu kez rüzgar farklı: Bazı Cumhuriyetçi adaylar da, örneğin Ohio'da yarışan J.D. Vance, başıboş kapitalizme ve 'küreselci elitlere' karşı çıkarak benzer bir söylem geliştiriyor. Bu, iki partili bir anti-elitizm dalgasının işareti olarak yorumlanıyor.
Küresel Ekonomiye Yansımaları
Bu gelişme yalnızca ABD'ye özgü değil. Birleşik Krallık'ta 'zenginleri vergilendirin' kampanyaları, Fransa'da sarı yelekliler hareketinin benzer talepleri, Almanya'da artan kira ve enerji faturalarına karşı protestolar, küresel ölçekte bir eğilimi yansıtıyor. Dünya Bankası ve IMF raporları, ülkelerin iç siyasetinde giderek daha fazla 'eşitsizlik vergileri', 'süper zengin vergisi' veya 'beklenmedik kâr vergisi' gibi uygulamaların tartışıldığını ortaya koyuyor. ABD'deki midterms seçimleri, bu politikaların uygulanabilirliği açısından bir test alanı olacak. Eğer ekonomik popülistler başarılı olursa, diğer gelişmiş ülkeler için de emsal teşkil edebilir.
Uzmanlara göre, bu eğilimin kalıcı olması için sadece söylem değil, somut politika adımları gerek: veraset vergilerinin artırılması, vergi kaçakçılığıyla mücadele, çokuluslu şirketlerin kârlarının adil vergilendirilmesi. Aksi durumda, halkın öfkesi kısa vadeli bir seçim stratejisi olarak kalabilir ve ardından popülizm karşıtı bir tepki doğurabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişmeler, Türkiye'de de benzer eşitsizlik tartışmalarının alevlenmesine neden olabilir. Türkiye'de de artan enflasyon ve hayat pahalılığı, düşük gelir gruplarının alım gücünü ciddi şekilde erozyona uğratırken, lüks tüketim ve servet artışı dikkat çekiyor. Türkiye'de de siyasi söylemin giderek daha fazla 'rantiyeye', 'vergi adaletsizliğine' odaklanması muhtemel. Küresel ekonomik popülizm dalgası, Türkiye'deki siyasi partilerin seçim vaatlerinde daha fazla yer bulabilir. Ancak Türkiye'nin farkı, zaten yüksek olan siyasi kutuplaşma ortamında bu tür söylemlerin daha sert çatışmalara yol açma potansiyeli taşımasıdır. Ayrıca Türkiye'nin uluslararası vergi anlaşmaları ve yabancı sermaye çekme çabaları, aşırı vergilendirme söylemiyle çelişebilir. Denge, adil vergilendirme ile yatırım ortamını korumak arasında kurulmalıdır.