ABD Ulusal Park Servisi (NPS), Başkan Donald Trump'ın 'Amerikalıları, geçmişte yaşamış veya günümüzde yaşayanları uygunsuz bir şekilde karalayan' sergilerin kaldırılmasına yönelik başkanlık kararnamesi kapsamında, 38 farklı bölgeden en az 51 sergiyi kaldırdı. Mahkeme kararıyla kamuoyuna sunulan envanter, söz konusu sergilerin çoğunlukla yerli halklar, Afro-Amerikan tarihi ve çevre konularını ele alan içerikler olduğunu ortaya koydu.
Gelişmenin arka planı: Trump'ın 'tarihsel revizyonizmi'
Trump yönetimi, 2020 yazında imzalanan başkanlık kararnamesiyle federal kurumlara, 'Amerikan değerlerini aşağılayan veya Amerikan tarihini çarpıtan' her türlü materyali kaldırma talimatı vermişti. Bu kararname, özellikle yerli halkların maruz kaldığı soykırım, kölelik ve çevresel adaletsizlikler gibi konuları gündeme getiren sergileri hedef aldı. NPS'in yayımladığı envanterde, Boston'daki 'Kölelik ve Özgürlük' sergisi, Kaliforniya'daki Yerli Amerikan tarihi anlatıları ve Alaska'daki iklim değişikliğiyle ilgili panolar gibi önemli örnekler yer alıyor. Kararname, birçok tarihçi ve sivil toplum kuruluşu tarafından 'tarihsel revizyonizm' ve 'ifade özgürlüğüne saldırı' olarak nitelendirilmişti.
Envanterde ayrıca, kadın hakları, LGBTQ+ tarihi ve göçmenlik gibi konuları işleyen sergilerin de bulunduğu görülüyor. Trump yönetimi, bu sergilerin 'Amerikan rüyasını karaladığı' gerekçesiyle kaldırıldığını savunurken, eleştirmenler bunun 'beyaz üstünlükçü bir tarih anlatısını' dayatma girişimi olduğunu belirtiyor. NPS yetkilileri, kaldırılan sergilerin yerine 'daha dengeli' içerikler hazırlanacağını duyurdu, ancak bu çalışmaların henüz tamamlanmadığı ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Tarih yazımı ve kültür savaşları
Bu karar, ABD'de son yıllarda yoğunlaşan 'kültür savaşları'nın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Özellikle 2020'deki George Floyd protestoları sonrası kamuya ait anıt ve sergilerin yeniden değerlendirilmesi talepleri artmıştı. Trump yönetiminin bu hamlesi, muhafazakâr tabanı memnun etmeye yönelik bir adım olarak görülürken, Biden döneminde bu sergilerin bir kısmının geri getirilmesi bekleniyor. Küresel ölçekte ise, bu tür kararların diğer ülkelerdeki tarih yazımı tartışmalarına etki etmesi muhtemel.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte kültürel mirasın ve tarih anlatılarının siyasallaşması açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye'nin de benzer tartışmalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde (örneğin, Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesi veya belirli dönemlere ait anıtların akıbeti gibi konular), ABD'deki bu uygulama, tarih yazımının ve kamuya açık sergilerin nasıl birer siyasi araç haline gelebileceğini gösteriyor. Türkiye'nin, uluslararası alanda kültürel diplomasi ve yumuşak güç çabaları kapsamında, bu tür tartışmaları dikkatle takip etmesi ve kendi tarih anlatısını dengeli bir şekilde sunma stratejisi geliştirmesi faydalı olacaktır.