ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), 30 yıldır hiç kullanılmamış olan Yabancı Teröristlerin Sınır Dışı Edilmesi Mahkemesi'ni (ATRC) ilk kez harekete geçiriyor. 47 yaşındaki Afgan uyruklu Nazira Haji Zada, bu mahkemede sivil göçmenlik suçlamalarıyla yargılanacak ilk kişi olarak tarihe geçti. Zada'nın, ABD'ye giriş yaptıktan sonra yasadışı silah bulundurmakla suçlandığı belirtiliyor. Ancak bu dava, sıradan bir göçmenlik davası değil; Trump yönetiminin göçmenlere yönelik sert politikalarının yeni bir aşamasını işaret ediyor. İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) yetkilileri, Zada'nın ülke güvenliği için tehdit oluşturduğunu iddia ediyor ve onun sınır dışı edilmesi için bu istisnai mahkemeye başvurulduğunu doğruluyor.
Mahkemenin arka planı ve ilk kullanımı
Yabancı Teröristlerin Sınır Dışı Edilmesi Mahkemesi, 1996 yılında Antiterörizm ve Etkili Ölüm Cezası Yasası ile kuruldu. Bu mahkeme, terör şüphelisi yabancıların sınır dışı edilmesini hızlandırmayı amaçlıyordu. Ancak kuruluşundan bu yana hiç oturum yapılmadı; çünkü yasa, mahkemenin devreye girmesi için İç Güvenlik Bakanı'nın veya Adalet Bakanı'nın resmi başvurusunu gerektiriyor ve bu başvuru hiç yapılmamıştı. Trump yönetimi ile bu 30 yıllık duraklama sona erdi. İlk dava olarak, 2019 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne giriş yapan ve 2020'de yasadışı silah bulundurmaktan tutuklanan Nazira Haji Zada seçildi.
Zada'nın avukatları, müvekkilinin geçmişte Taliban ile bağlantılı olduğu iddialarını reddediyor. Savunma makamı, Zada'nın Afganistan'da çok sayıda akrabasının ABD askerlerine yardım ettiğini ve bu yüzden Taliban tarafından hedef alındığını öne sürüyor. Ancak ABD göçmenlik yetkilileri, Zada'nın terör örgütüyle bağlantılı olduğu yönündeki istihbarat raporlarına dayanıyor. Bu dava, göçmenlik davalarında normalde görülen prosedürlerin dışında işlediği için hukukçular arasında tartışma yarattı. Normalde göçmenlik davaları, idare hukuku çerçevesinde çözülürken; bu mahkeme, federal mahkeme statüsünde ve gizli delillerin kullanılmasına izin veriyor. Bu da savunma hakları açısından endişe yaratıyor.
Bölgesel ve küresel etkileri
Bu dava, ABD'nin göçmenlik politikalarında yeni bir sayfa açtığının göstergesi. Özellikle Trump yönetimi, seçim kampanyasında vaad ettiği sert göçmenlik politikalarını uygulamak için yasal yolları zorluyor. ATRC'nin devreye girmesi, terör şüphesi bulunan göçmenlerin sınır dışı edilmesini kolaylaştıracak; ancak eleştirmenler, bu mahkemenin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ve gizli delillerle keyfi sınır dışı kararları alınmasına kapı araladığını vurguluyor.
Küresel ölçekte bu gelişme, ABD'nin müttefiklerini de yakından ilgilendiriyor. Özellikle Avrupa ülkeleri ve Kanada, ABD'nin göçmenlik politikalarındaki bu sertleşmenin kendi ulusal güvenlik politikalarına örnek teşkil edebileceği endişesini taşıyor. Ayrıca, Afganistan'dan tahliye edilen binlerce kişinin ABD'ye yerleştirilmesi süreciyle bağlantılı olarak, bu tür davaların artabileceği yorumları yapılıyor. Zada'nın davasının sonucu, benzer durumdaki diğer Afgan sığınmacıların geleceğini de etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin bu yeni uygulaması, Türkiye'nin göçmen ve mülteci politikalarıyla doğrudan ilgili olmasa da, küresel göç yönetimi açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve AB sınırında göçmenlerin korunması konusunda kritik bir role sahip. Bu tür uygulamaların yaygınlaşması, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarını zayıflatma riski taşıyor. Ayrıca, ABD'nin Afgan mültecilere yönelik bu tutumu, Türkiye üzerinden Batı'ya ulaşmaya çalışan Afgan göçmenler üzerinde dolaylı etkiler yaratabilir. Türk diplomatları, bu gelişmeyi insan hakları ihlalleri açısından izleyeceklerini ifade ediyor; ancak somut bir politika değişikliği şu an için beklenmiyor.