ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldikten sonra göçmenlik politikalarını sertleştirme sözünü yerine getirmeye devam ediyor. Başkan Trump, doğumda vatandaşlık hakkını (birthright citizenship) hedef alan iki yeni başkanlık kararnamesine imza attı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, yeni kararnamelerin ABD Anayasası'nın 14. Ek Maddesi'ne dayanan ve ülkede doğan herkesin otomatik olarak Amerikan vatandaşı olmasını öngören uygulamayı sınırlandırmayı amaçladığı belirtildi. Bu adım, ABD'de milyonlarca göçmen aileyi yakından ilgilendiriyor ve hukukçular ile sivil toplum örgütlerinin sert tepkisine yol açıyor.
Gelişmenin arka planı
Doğumda vatandaşlık hakkı, ABD Anayasası'nın 1868'de kabul edilen 14. Ek Maddesi'ne dayanıyor. Madde, 'ABD'de doğan veya vatandaşlığa kabul edilen ve ABD'nin yargı yetkisine tabi olan herkesin' ABD vatandaşı olduğunu hükme bağlıyor. Bu hak, özellikle 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında göçmen dalgalarıyla birlikte genişledi ve günümüzde her yıl ülkede doğan yaklaşık 4 milyon bebeğin büyük çoğunluğunun vatandaşlığını kazanmasını sağlıyor.
Trump, ilk başkanlık döneminde de bu hakkı kaldırmak istemiş ancak Kongre'den geçirememişti. Şimdi ise başkanlık kararnamesiyle bu hedefe ulaşmaya çalışıyor. Yeni kararnameler, federal kurumlara vize veya turist statüsüyle ülkede bulunan ebeveynlerin çocuklarına vatandaşlık verilmemesi talimatını veriyor. Ayrıca, geçici koruma statüsü (TPS) sahiplerinin çocukları da kapsam dışına alınıyor. Uzmanlar, bu kararnamelerin anayasaya aykırı olduğunu ve yargıdan döneceği görüşünde. American Civil Liberties Union (ACLU) ve diğer insan hakları örgütleri, kararnamelere karşı dava açacaklarını duyurdu.
Beyaz Saray Sözcüsü, yaptığı açıklamada, 'ABD'nin göçmenlik sisteminin onlarca yıldır suiistimal edildiğini' savundu ve 'doğumda vatandaşlık uygulamasının göçü teşvik ettiğini' öne sürdü. Ancak göçmen hakları savunucuları, bu adımın göçmen topluluklarda korku ve belirsizlik yarattığını, ayrıca ABD'nin göçmen ülkesi kimliğine zarar vereceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin bu hamlesi, sadece ülke içinde değil, küresel ölçekte de yankı uyandırdı. Dünya genelinde doğumda vatandaşlık uygulayan ülkelerin sayısı oldukça az; bu ülkeler arasında Kanada, Meksika ve bazı Güney Amerika ülkeleri bulunuyor. ABD'nin bu hakkı kısıtlaması, diğer ülkelerde de benzer tartışmaları tetikleyebilir. Özellikle Avrupa'da aşırı sağ partiler, göçmen karşıtı söylemlerini güçlendirmek için bu gelişmeyi örnek gösterebilir.
Küresel göç hareketleri açısından bakıldığında, ABD'nin göçmenlik politikalarını sertleştirmesi, dünya genelinde göçmenlerin hedef ülke tercihlerini etkileyebilir. Kanada gibi daha esnek politikalar izleyen ülkeler, bu durumdan avantaj sağlayabilir. Ayrıca, uluslararası hukuk açısından doğumda vatandaşlık hakkı, evrensel bir insan hakkı olarak kabul ediliyor; ancak ABD'nin bu adımı, devletlerin vatandaşlık belirleme konusundaki egemenlik hakları çerçevesinde tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki doğumda vatandaşlık tartışması, Türkiye'deki göçmen politikaları açısından da önem taşıyor. Türkiye, dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke konumunda ve Suriyeli mülteciler başta olmak üzere geçici koruma statüsündeki bireylerin çocukları Türkiye'de doğuyor. Bu çocukların vatandaşlık statüsü, uluslararası hukuk ve Türkiye'nin göç politikaları çerçevesinde hassas bir konu. ABD'nin bu uygulaması, uluslararası toplumda vatandaşlık haklarının daraltılmasına yönelik bir emsal olarak görülebilir ve Türkiye'nin de bu tür baskılarla karşılaşabileceğine işaret edebilir. Ancak Türkiye'nin kendi göç politikası, ABD'nin aksine daha kapsayıcı bir yaklaşım sergiliyor; yine de bu gelişme, küresel göç yönetimi tartışmalarında takip edilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.