Eski ABD Başkanı Donald Trump, Pazar günü yaptığı açıklamada başkent Washington DC'ye inşa etmeyi planladığı 'Zafer Takı'nın, savaş yanlısı imajını tatmin etmek için araçsallaştırılan son yapı olacağını duyurdu. John Bowden'in kaleme aldığı analize göre, bu proje aslında Trump yönetiminin siyasi önemsizliğe sürüklenişinin bir yansıması. Trump, kongre binasına yürüyen destekçilerinin ardından başkenti adeta altın kaplama bir sığınağa dönüştürme çabasında.
Gelişmenin Arka Planı
Trump'ın Zafer Takı projesi, başkentte son yıllarda yükselen gerilim ve siyasi kutuplaşmanın sembolik bir ifadesi olarak öne çıkıyor. Eski başkan, görevde olduğu dönemde de federal binaların ve anıtların görünümünü değiştirmeye yönelik çeşitli girişimlerde bulunmuştu. Özellikle 2020 seçimlerinin ardından seçim sonuçlarını kabul etmeyerek destekçilerini sokağa çağırması ve ardından yaşanan Kongre baskını, Washington DC'nin sembolik ve güvenlik açısından ne denli hassas bir noktaya geldiğini göstermişti. Trump, şimdi de başkentin siluetini değiştirecek devasa bir anıt inşa ettirme niyetinde. Bu girişim, onun siyasi arenada hâlâ ne kadar etkili olmaya çalıştığının bir göstergesi. Ancak Bowden'in yorumuna göre, bu tür projeler Trump'ın gerçek siyasi gücünden çok, çevresindekilere karşı bir gövde gösterisi niteliğinde.
Trump'ın başkanlığı döneminde sıkça dile getirdiği 'savaş yanlısı' söylemler, askeri geçit törenleri düzenleme isteği ve ulusal güvenlik konularındaki agresif tutumu, bu tür bir anıt fikrini besleyen unsurlar arasında. Ancak bu projenin gerçekleşmesi için Kongre onayı ve ciddi bir bütçe gerekiyor. Trump'ın 2024 seçimlerine yeniden aday olma sinyalleri verdiği bir dönemde, bu tür hamleler seçmen tabanını konsolide etme çabası olarak da okunabilir. Fakat aynı zamanda, parti içindeki ve dışındaki muhaliflerin eleştirilerine hedef olması kaçınılmaz.
Washington DC'nin son yıllarda yaşadığı dönüşüm sadece mimari değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal. 6 Ocak 2021'deki Kongre baskınından bu yana başkentte güvenlik önlemleri artırıldı, birçok cadde kapatıldı ve federal binalar çelik bariyerlerle çevrildi. Trump'ın önerdiği Zafer Takı da bu 'güvenlikçi' ve 'gösterişçi' yaklaşımın bir parçası olarak görülüyor. Bowden, makalesinde Trump'ın bu projeyi 'zafer' kavramı üzerinden kurgulayarak kendi siyasi anlatısını güçlendirmeye çalıştığını, ancak gerçekte yönetiminin etkisizliğini ve izolasyonunu gizlemeye çalıştığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın bu tür sembolik hamleleri, ABD iç siyasetinde yankı bulmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin uluslararası imajını da etkiliyor. ABD'nin dünya sahnesindeki liderlik rolü, son yıllarda iç siyasi çalkantılar nedeniyle sorgulanır hale geldi. Trump döneminde başlayan ve halefi Joe Biden döneminde de devam eden iç kutuplaşma, ABD'nin küresel ittifak sistemlerindeki güvenilirliğini zedeledi. Trump'ın yeniden başkanlık yarışına girmesi durumunda, bu tür popülist ve milliyetçi semboller etrafında şekillenen bir kampanya yürütmesi bekleniyor. Bu da NATO, Avrupa Birliği ve diğer müttefikler nezdinde endişeyle karşılanıyor. Özellikle Avrupa başkentleri, Trump'ın olası bir dönüşünün transatlantik ilişkilerde yeni krizlere yol açabileceğini değerlendiriyor. Ayrıca, ABD'nin içine kapanması ve dikkatini sembolik projelere yöneltmesi, Çin ve Rusya gibi aktörlerin küresel etki alanlarını genişletmelerine zemin hazırlayabilir. Bu bağlamda Trump'ın Zafer Takı projesi, sadece bir mimari tercih değil, aynı zamanda ABD'nin dış politikadaki yönelimine dair bir işaret olarak okunmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Washington DC'de bir Zafer Takı inşa etme girişimi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, ABD iç siyasetindeki istikrarsızlığın ve Trump'ın olası yeniden başkanlık döneminin Türk-Amerikan ilişkilerine etkileri açısından önem taşıyor. Trump döneminde Türkiye ile ABD arasında dalgalı bir seyir izleyen ilişkiler, özellikle S-400 alımı, PKK/YPG desteği ve FETÖ konularında gerilmişti. Trump'ın yeniden güç kazanması, Türkiye'nin ABD ile olan dengelerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Ayrıca, ABD'nin içe kapanması ve sembolik projelere odaklanması, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'deki güç boşluğunu etkileyerek Türkiye'nin bölgesel hamlelerini şekillendirebilir.